tesettür ve felsefi bilgilerimiz

tesettür ve felsefi bilgilerimiz

 bugün yine tesettür dediki Sİ kuşkusuz onun kavramları tamamen net1eştınY>ek ı Bu noktada bazı filozoflar sırf felsefî istemlerini kurabilmek. _ dildeki anlamın belirsizleşmesini önlemek için dfk kuru kuftarm»stv en önemli isimleri ise Aristoteles ve Ibn Sına dır (Durali 2006^ 91 felsefî söylemde kullanılacak olan kavramı elde etmek uçm sembolik ve metaforik dil ve imgelem gibi edebi oian özellikler yopuee ^ belirsizliğe neden olmaması için ayrıştınlır Edebî dilin aynştınkııaıı da ise "'salt kavram ortaya çıkar. Salt kavramlara Fransızcada löee deıHime Turkçede fikir" denir. Felsefî söylemde "aranan fikirdir Orxia art* hem» men yok mesabesindedir Sıfırlandığı durumlarda ona ıstılablenm*
(Durali 2(X)6: 5). Felsefe söylemlerini öreceği kavramlarını elde etmek ıg^ edebî dilin hem söz oyunlarını hem de hayal gucunu de en aza wkfne)e çalışır. Bu noktada "filozofunki romancının hayal gücünden az değil Zam» zaman daha fazla dahi olabilir. Filozof bir yapıyı hayal eder En geniş anlamda ki düşünce yapısına sistem diyoruz. Filozofun sistemi hayal etmesi lazım An cak, sistemini kavramlarla inşa eder. Kavram, gerçeklikte karşılığı bulunmaz' (Durali 2006: 5). Kavramın gerçeklik düzlemine herhangi bir gondenme da mecburiyeti yoktur; çünkü kavramlar tümel'i gösterdiklerinden gerçekli uz leminde 'tümel'i kendinde taşıyabilen bir 'tikel' bulun(a)maz. Kavramın oğ rudan doğruya gerçektik düzleminde karşılığı bulun(a)maz Hiçbir gerçeklik düzlemindeki 'varolan'm bire bir göstergesi değildir Kavram ı e ramın işaret ettiği 'varolan' nesne "iki ayrı âlemin mensubudur Bu no t a kavram hakikatte o kavramın nesnesi gerçeklikte bulunur Bir nesnenin tıpa tıp bir kavramı gerçeklikte mevcut değildir. Kavramın nesnesi sadece tümel olan o kavramın bir nesnesi konumundadır. Bir kavrama mensup olan sonsuz derecede o kavramın nesnesi mevcuttur. Hal böyle olunca da düşünme esna sında kavram nesnesi zihindeki kavrama iletilir. Böylelikle kavram nesnesi, kavramın karşılıklarından biri durumuna gelir Bu noktada kavram "gelecekte de tükenmez. Hiçbir zaman tüketilemez bir şeydi, kavram" (Durali 2006: 5) Aslında kavramların bir bilinç' ediminden ortaya çıkmaları filozof veya felsefecinin de romancı ve şair kadar soyut alanla uğraştığının göstergesidir Bu nok tada gerek şair veya yazarlar, gerekse filozof veya felsefeciler de uğraş alanlarından dolayı 'hayal'den uzak dur(a)mazlar.
"Eflatun kavramın gerçeklik dünyasının dışında beslendiğini, hakikat âlerm nin yansıması olduğunu one sürmüştür. Tab», zor ve karmaşık btr öğreti Ama son derece de onennli ve işe hayal gucuyfe başladığımıza göre, oiağa nustu hayal gucurnı gerektiren b*f hadisedir Şü durumda bur^Akt hayal gucu ile edebiyatçının hayal gucu arasırniakı f»rkı söyleyeyim size Filozofun hayal gucu matematikçîninki gibi soyuttur Demek kı gerçeklikte varolaniarı resimleriyle süslemiyor, onlarla kurmuyor Olanlardan soyutlanmış biçimler le Yine bir biçim var ama soyut'
benim kafamda felsefenin sınırları bellidir Felsefe yahut Mofofa mirde bir düşünce sistemi ınşaaıdır. Tolstoy yahut Dostoyevsio o» rinde bir sistem inşaı çabası var mı^' (Duralı 2006 6) ^
Bu bölümde 'felsefî sistem' olarak ortaya konulmak istenen bir ontolojisi, epistemolojisi, etiği, mantığı, metafiziği, bilgi, insan ve ruh lik ve 'ne'lik anlayışı, tümeller karşısındaki tavrının kavramlara dayalı okr# felsefî bir sistem halinde kurulması ve bu sistemin kavramsal olarak örufcr^*s^ dir. Aslında felsefe böylesine bir felsefî sistem ve söylem halinde bulurvMü da yine de "logosentrizm/lociksentrizm olarak felsefe" birçok matematik politik ekonomi gibi "bilimsel disiplinde", 'sosyoloji, psikoloji ve edebiyat bilgi alanlarında vardır; fakat "felsefeyi uzmanlaşmış bir disipline domjşuır menin yegâne meşruiyeti her disiplindeki felsefî alt-metnı izah etme vetema^ tik hale getirme zorunluluğudur" (Derrida 2010: 170). Bunun en güzel oma^ Sartre'ın Bulantı adlı esendir. Yine de Bulantı kavramlarla örülen felsefe bir söylemin dile getirildiği bir eser değil edebî bir tür olan romandır Bu noktada edebiyat ile felsefenin soru(n)lara bakışı ve çözümleri oldukça farklıdır
“İnsan bir butun olarak anlaşılır. Bunu edebiyatçı yapıyor Bu edebıyatçmm büyük başarısıdır. İnsan tekini alıyor, onu başka kalıpların içine sokmuyor tasniflere yerleştirmiyor. Felsefe bunu yapmak mecburiyetindedir Felsefe tumelcidir, küllidir. Hiçbir şeyi cuz halinde bırakmaz. Onu alıp bir tasnifin <ı ne yerleştirmek mecburiyetindedir* (Durali 2006: 6).
Aslında bu ifadelerde felsefeye atfedilen tümelcilik özelliğinin hem felsefenin hem de edebiyatın kullandığı dilin kendi yapsı içerisinde zaten varolduğunu, Johan Locke, İnsanın Anlama Yetisi Üzerine Bir Deneme başlıldı yazısında ortaya koyar. Locke'e göre, "varolan her şey tikel olduğuna göre, şeylere uygun düşmesi gereken sözcüklerin de, imlemeleri bakımından böyle olunması gerektiği* düşünülse de "durum bunun tamamen tersi" konumdadır; çünkü “dilleri oluşturan sözcüklerin bolümü akılın ve zorunluluğun esen olarak genel terimlerdir* (Altuğ 2007: 41). Aslında görünürde “dünyada varolan bütün tek tek nesnelere ayrı bir ad vermemizi engelleyecek" (Altug 2001: 41) bir neden olmadığı halde dilin özel adlan dışında bütün sözcükleri geneldir. Sözcüklerdeki bu genellik genel idelere bağlıdır. Sözcükler "genel idelerin göstergesi yapılmakla genel hale gelirler Demek ki bir sözcük verilmiş bir şeyler ya da özellikleri öbeğini imlemekle değil, fakat tek bir genel ideyi imlemekle genel hale gelir* (Altuğ 2001. 42). Sözcüklerdeki bu özellik ide ler için de geçerlidır. Sözcükler gibi tek başına tikel bir ide, aynı türden diğer butun tikel ideleri temsile edip onların yerini tutarak genel duruma gelir.
“Her tikel ideye farklı bir ad vermemizi ve boytece de sonsuz smytda adlar meydana getirmemizi engelleyen şey, Locke'e göre zihninin tikel nesneler den edinilmiş olan tikel ideleri genel hale getırrnesidir Bu genel kılma isle mi. tikel bir İdeyi diğer butun varlıklardan ve zaman, mekân veya mittU, bas ka ideler gibi gerçek varoluş koşullarından ayrıştırmak yapıUr
^ şleme soyuciıma «dmı venr Soyutlama ile tikel varlıklardan elde butun aynı türden olanların genel temsilcileri haline gelirler ve ladlvı da genel adUrolurtar- (AKug 2001: 43).
«fehe4l s6y1em bu noktada tikel bir 'varolan'dan ayrılan ve 1 kıvramUrta söylemirn kurarken yer yer soyutlamaya gider. Hiç ; genellemesi sureci zihinsel bir faaliyettir. Bu zihinsel edi-llpıç ye ââ Üşkilen de oldukça önemlidir Bu nedenle özellikle de 20 y#fyi felsefilen bılırsç ve dil ilişkisine yönelerek gerçeklik düzleminin 14te «ar edidiğlne, anlamın 'nesne’ye bilinç' tarafından yüklendiğine tel rsoktada bilinç çeşitli zaman ve mekânlarda gözlemlediği alM *9fn düşünür ve bu görünüşü, bu türden bütün görünüşlerin ja Oemek kı, genel kılma sürecinde, zihinde de ikili bir işlem Genedeştınlecek içerik, ilk önce bir soyutlama ile deneyimi-pMİ kocHjmlanışırKİan ayn olarak düşünülür. Daha sonra bu içerik ı4ğer butun tikel içerikleri temsil ediyor olarak düşünülür. Bu ilk I tümel, temsil edici yeterliği içersindeki tikel ide'den başka bir * iAltuğ 2001; 43). Bu noktada tikellerden zaman ve mekân şartla-I tteel varMüara göre belirlenen başka idelerle ayrışan ide bu tür I fazla rsesrseyi ve bireyi temsi eder duruma gelir. Bu noktada 'llpttk tek şeylerde ortak olan nitelikleri alıkoyup teke özgü bütün nitelikle-?brakmak suretiyle bir tip tasarımı kurar. Bu şekilde biçimlendirilen şmm 4e *şâdh olduğun bir tikel ideler öbeğinin göstergesi veya temsilcisi" 4tef2001 44) konumuna yükselir.
taadi görüldüğü kadanyla düşünme ediminde zihin sürekli genelleştir-••»dağnı kayarken varolan'daki varolan'a özgü bütün özellikleri paranteze dd 4şiaştvvken aslırKİa genel anlamda edebi eser, özel anlamda roman ise tepMMe edkmrKİe dışanda bırakılan tikellere yönelir. Edebî söylem yukarıda 4i|teMaya çakşoğımız gibi zaten başlangıçta hazır, sunulu dili deforme ve ed4> dikn normlarının dışına çıkarak genellemeyi parçalar orijinal e4NHi, teke özgü bütün nıteltkiere yönelir. Bu noktada ortaya çıkış itıbarıy-aıted söylem felsefi söylemin aksi yönündedir
Bu yansıtmanın en önemli örneği de genel olarak edebî eserde romanda felsefî teori, kuram, önerme ve düşünceleri genelde sinde, felsefî bir söylemi oluşturacak bütüncül bir nitelikte de*!^ fragmatikal olarak verilmesidir. Bir edebî tür olarak roman üzer inde duşuNlı! cek olunursa bu edebî türün başkişisi adeta üzerinde farklı felsefi teonlenT^ yan bir kişilik, bir nevi felsefî teorilerin somut modelleridir Bu nedenle cı, hikâyeci, tiyatro yazarı ''insanı en sadık ve en açık-seçik biçimde tasvir İnsan tektir, cüzdür. İnsan soyutlanamaz" (Duralı 2006: 6). İşte bu noktada b romancı, felsefenin soyutlayıp tümelleştirdiği teorileri ve önermeleri. rorw larda işledikleri insan üzerinde somutlaştırıp/ tikelleştirirken felsefeci vefikaof ise genelde edebî eser özelde ise romanda somutlaştırılan ve tıkelleştınl« felsefî teorileri tümelleştirmeye çalışır.
Aslında felsefeciler ve filozoflar, genelde edebî eserde özelde ise rornan larda her türlü 'varolan'ın bilinmesini ve anlamlandırılmasın! sağlayan çarçe veler, genel tanımlar, tümeller yani kavramları arar. Hiç kuşkusuz romanlar di onların bu isteklerini kolayca karşılayacak fragmatikal felsefî teori, önerme kuram ve düşünce vardır. Buna ek olarak da bazı romanlar bir adım daha ilen* ye atarak felsefeye hazır tümelleşmiş kavramlar sunarlar Bu romanlarda be dünya görüşünün, bir ideolojinin veya bir inanışın tümeli ifade eden kavramlarına kolaylıkla ulaşılabilinir. örneğin Gustave Flaubert'In Madame Bovary romanı, küçük bir kasabada seçkin beğenilerini karşılayamayan bir yaşam tarzını Emma'nın hayatını yansıtır. Bu romanda Emma'nın yaşam karşısındaki tavrı ve refleksleri 'Bovarizm' adında yeni bir tümelliği, yeni bir kavramı ortaya çıkarır.
'Düşünce insan için bir yandan da uğursuz bir kudrete sahiptir Insaniarda garip ve yaman bir yetki vardır. Kendilerini olduklarından başka turlu gormt yetkisi: uğradıkları felâketlerin başlıca kaynağının o yetki olduğunu Flaubefl butun kitaplarında göstermiştir. İşte (insanı yanlış tanıtan) bu gözbağı yetkisine Jules Gaultier Bovarysme adını verir' (Akı 2001. 169)
Bovarysme yakalanan insanlar hayatlarında ulaştıkları yer ne kadar yüce olursa olsun bu yerden memnun görünmezler. Onların 'muhayıle ve zıhrurKİe yarattıkları âlemin fanusu altında, içinde yaşadıkları muhit bıktırıcı ve can sıkıcı olmakta gecikmez. Bedbahtlıklarının tek sebebi, etraflarından gelen ihsas ve idraklere, zihni hayatlannın kendi imkânlannı aşacak derecede geniş faaliyet leri ve bu yüzden doğan ahenksizliktir' (Akı 2001: 170) flaubert tn Madame Bovary romanına benzer bir şekilde Gonçarov'un Oblomov adlı romanında da aynı şekilde bir kavramın üretilmesine tanık olunur Rus yazan Oonçarov'un Oblomov adlı romanında 19. ve 20 yüzyıl aşın üretim ve çalışma anlayışına dışa donuk yaşama alışkanlığına karşı tembeUığm ve içe donukluğun yocelnf dıği görülür, üretim ve tüketim çılgınltğı ve dışa donuk hayatın beğenilerinin bir karşıt figürü oUrak Obiomov artık Gor^rov^m bir kahramanı olmaktan mış be çok kerelme ozgu. özel davranışın tümel kavramı ya çâbarrmştır. tesettür sundu.

tesettür : tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder