tesettür ve felsefe toplumu bilgi
tesettür diyorki Bazen tersi dile getirilmiş olsa da, aşığın davramş biçimi dinsel düşünceyle pek uyum içinde değildi.^^^ Olsa olsa orta-mm yarattığı bir etkinin sonucu yapılan bazı yüzeysel biçim benzetmelerini gözardı edersek, doğrudan karşı olduğunu söylemek zorundayız; her ne kadar tarafları, büyük bir olasılıkla, bu karşıtlığın tam olarak bilincinde değülerdiyse de. Aşık, yaratılanlar arasmdaki aşkı neredeyse ük erdemlerden biri ve mükemmel bir neşe kaynağı olarak görmüyor muydu? Özellikle fiziksel zevkten vazgeçtiği zamanlarda, üke olarak bu kösnül iştahtan kaynaklanan duygusal coşkuyu,tesettür varhğmın bununla dolu ya da bundan ibaret olduğunu üeri sürecek kadar yüceltiyordu. Oysa Hıristiyanhk aynı kösnül zevki, yalnızca, iki inşam evlüik bağıyla bağladığı (saray aşkı tarafından son derece küçümsenir); türün çoğalmasını sağlamaya yaradığı (saray aşkmın hiç düşünmediği bir konudur); nihayet, ne olursa olsun, insanları ikincü bir yolla ahlâkî denetim altında tuttuğu için meşru sayıyordu. Şövalye lirizmi, bu dönem Hı-risdyanlığı’nm cinsel yaşam hakkındaki duygularımn özgün^ Saray aykı ve onun ifade aracı olan lirik şiir söz konusu olduğunda, bazen Arap etkisi ortaya çılanlabilir. Ancak, şimdiye kadar kesin bir sonuca götürecek kamt ortaya konulabilmiş gibi göriiıunemektedir. Ayaca bkz. Al. JELANROY, Lapoesie h/rique dts tnuhadours, C. II, s. 366, C, APPEL’in bir açıklaması içinde, Zdtschrift Jiir nmanische Phştokğe, C. LII, 1932, s. 770 (A. R.
yansımasını bulmayı umut edebileceğimiz yer her türlü uzlaşıdan arınmış bir biçimde, sofu ve metin olan Queste du Saint-Graatde yankılanır; burada ile Havva, “Dürüst Habil”e can vermek için ağacın al^ birleşmeden önce, Tanrı’ya, utançlarını “saklamak” üzere L kara bir geceyle üzerlerini kapatması için yalvarmaktadırja/ Ild ahlâk anlayışınm bu konudaki karşıtlığı, belki de toplumsal coğrafyanın, romantik aşıkların doğuşuna ilişjjj ortaya çıkardığı bilmeceyi çözecek anahtarı verir, Romaji aşık kavramımn bize ulaşmasım sağlayan lirik şiir gifi^ aşıklar da, XI. yüzyıhn sonlarından itibaren Güney Fransa’m saray çevrelerinde doğdular. Bir süre sonra, lirik biçimde 15 da romanlar aracıhğıyla Kuzey’de rasdanması ya da daha sonra Alman Minnesanğm2i geçmesi yalnızca bunun bir yansıt, siydi. Ancak, bu olguyu Languedoc uygarbğna herhangi liı üstünlük payı atfederek açıklamaya çahşmak saçmalık okul-tır. Dikkatimizi sanatsal, entelektüel ve ekonomik düzenejB nelttiğimizde, bu iddia aym şekilde dayanaksız kalacaktn.Bıı, Fransızca destan geleneğini, gotik sanatı, Loire ile Meuseîiı sındaki okullarda felsefe alamnda gerçekleştirilen ilk çabalan Champagne fuarlarını ve Flandre’ın insan kaynayan kentleı bir kalemde gözardı etmek anlamına gelecektir. Buna kaıjıs, Güney’de Kilise’nin kuzey eyaletlerine göre daha fakir, dab eğitimsiz ve daha etkisiz olduğu da karşı çıkılamaz biı gt! çektir. Dinsel edebiyatın büyük eserlerinden ve büyük ki^^ reform hareketlerinden hiçbiri bu bölgeden çıkmamışöi.D”’ sel merkezlerin bu göreh zayıflığı, yalnızca, Provans’tanî'"* louse’a kadar, kendileri de evrensel olan dinsel sapkıııbkl*^' olağanüstü başarılarım açıklayabilir. Yine bu zayıflık, nusu bölgede din adamlarının yüksek laik sımflar etkileri az olduğundan, laiklerin tamamen dünyevî özgürce geliştirmeleriyle sonuçlandı. Zaten, şövalye özgü davranış
^nJa?masJ, bir sırufm yeni gereksinimlerini ne kadar çok kar-^ılitniş olduğunu da kanjdamaktadır. Bu sınıfın kendisinin (arkına varmasına katkıda bulundular. Çoğunluktan farklı bir biçimde sevmek, aynı zamanda kendini başka hissetmek değil niidid
Şövalyenin fidyeyi ya da ganimeti dikkatlice hesaplaması,tesettür evine döndüğünde köylülerinden ağır “/<?////’ vergisi alması hemen hemen hiç şaşırtıcı değildir. Kazanç meşrudur. Tek bir koşulu vardır: Çabucak ve cömertçe harcanması. Bir ozan, eşkıyalıklarından yakınanları, şu sözlerle yanıtlamaktadır; “Size her türlü güvenceyi veririm; eğer alıyorsam, dağıtmak içindir, biriktirmek için değil.”^’^ Kuşkusuz, meslekleri gereği parazit yaşamı süren bu ozanların, her türlü görevin üstüne yerleştirdikleri cömertliği, “tüm erdemlerin kendisinde parladığı hanımefendi ve kraliçe” sözleriyle göklere çıkarmalarındald ıstan, biraz kuşkuyla değerlendirme hakkına sahibiz. Yine, alt ya da orta düzey senyörler ve hatta belki de yüksek soylular arasında cimri ya da sadece ihtiyatiı denebilecek, az bulunan parayı ya da mücevherleri dağıtmak yerine kasasında tutma eğimli taşıyanlar kuşkusuz her zaman bulunuyordu. Soylu kişinin,tesettür çabuk kazanılmış ve çabuk kaybedilmiş servetin elinden akıp gitmesini sağlayarak, geleceğe daha güvensiz bakan ya da geleceği düşünürken daha çok kaygı duyan sınıflara karşı kendi üstünlüğünü belirtmeyi düşündüğü de doğrudur. Bu övülesi savurganhk her zaman cömertlik ve lüksle smırh değildi, Bir kronikör bize, bir gün, Limousin’de toplanan büyük “mahkeme”nin yaptığı çok özel bir savurganhk yarışım aktarmaktadır. Buna göre, bir şövalye önceden ekilmiş toprak alanlarına gümüş paralar serptirir; bir başkası, mutfağında kilise kandilleri yaktırır; bir üçüncüsü, “böbürlenmek için” atla-
Kaçınılmaz olarak hafızalarımızda bazı etnograf anlatıU canlandıran, cömertlik yoluyla yapılan bu itibar yarişuy^ tüccar görseydi acaba ne düşünürdü? Bu noktada da yjjj toplumsal gruplar arasındaki ayrım çizgisini farklı onur anlj yışları belirliyordu.
Gücü, serveti ve yaşam biçimi, hatta ahlâkı açısmdjj farklılaşan soyluların toplumsal sınıfı, XII. yÜ2ydm ortakioa doğru, hukuksal ve kahtsal bir sınıf olarak temellerini güçlej. ditmeye hazırdı. Bu sim fa mensup olanları tanımlamak 1Çİ5 giderek daha sık gentilhommi' (iyi “^^«/’ten yani iyi soydan olan adam) sözcüğünün kuUamlması, giderek artan bir biçı-de kamn niteliğine verilen önemi göstermektedir. Bunun billurlaşması, bir ritüel etrafında yani şövalyenin silah kuşanması töreniyle oldu.
278 GEOFFROI DE VlGEOIS, 1, 69 içinde LABBE, Bihliolheca,
XI.yüzyılın ikinci yarısından itibaren, kısa bir süre içinde sa}iları giderek artacak çeşidi metinler, orada burada gerçekleşen ve dediklerine göre “şövalye yapmaya” yönelik bir törenden söz etmeye başlamışlardır. Ritüel çeşitli aşamalar içermektedir. Genellikle ergenlikten henüz çıkmış olan şövalye ada}ina, önce, daha eski bir şövalye gelecekteki konumunu belirleyen silahları teslim eder. Özellikle de kdıcını bağlar. Daha sonra, hemen her zaman, tıpkı vaftiz babasının avcu-Dun içine vurduğu gibi, delikanlının ensesine ya da yanağına Fransız metinlerinde “yumruk” ya da “ense tokadı” olarak geçen şu ünlü darbe gelir. Bir güç sınavı mıdır? Ya da. Ortaçağdan beri, biraz gecikmiş bazı yorumcuların düşündüğü gibi, genç adamın belleğine, Raimon LuU’un sözleriyle ifade edersek “verdiği sözü” yaşamı boyunca hatırlaması gerektiğini kazıma biçimi midir? Ashnda, şiirlerin bize gösterdiğine göre, bu sert tokat karşısında tokadı yiyen kahraman asla eğilmez ve bir kronikörün gözlemlerine göre, bu, bir şövalyenin iade etmeden kabul ettiği tek tokattir.^^^ Öte yandan, dö- *
* RAİMON LULL, Uhn de la orden de Caballeria^ ed. J. R. De Luanco, Fransızca çevirisi içinde P. ALLUT, “Etüde biographıque et historique sur Syınphorien Champier”, Lyon, 1859, IV, ll.-LAMBERT D’ARDRES, Chromque, c. XCI.
