tesettür ve felsefe toplumu

tesettür ve felsefe toplumu

tesettür dediki yönetiyorduysa, fıefı de yöneteceği durumlar olacaktı, hem (je bazen çok sert biçimde. Bununla birlikte, kültürlü ve kültür sohbederinin yapddığı salon sahibi büyük kadın tipinin yaratibnası XII. yüzyüa özgülenmiş bir durumdu. Eski epik ozanların, kraliçeler söz konusu olduğunda büe kadınlara karşı kahramanlarının davranışlarındald olağanüstü kabalığı anlattıklarım düşünürsek (en kötü hakaretiere kadar işi vardırdığında, kadm tokada karşdık verir), büyük ve derin bir değişimin yaşandığını görürüz. Bu hikâyeleri dinleyenler arasından bü}oik bir kahkahanın tesettür Soylu “hanımlar salonu” ya da daha genel olarak saray, bundan böyle, üstün ba-şarılarmın getirdiği ünle, görgü kurallarına bağlılığıyla ve tabii ki edebiyat yeteneğiyle şövalyenin kendi parlaklığım göstermesinin ve rakiplerine üstün gelmesinin yoUarım aradığı bir yerdir.
yükseldiğini işittiğimiz düşünülebilir, Sara)in kibar çevreleri bu kaba şakalara karşı duyarsızlaşmış değildi; fakat,^Mö^/’lar (Ortaçağ’a özgü kısa ve koşukla halk öyküleri) gibi bunları da, yalnızca köylüler ya da burjuvalar üzerinden yapıldığında kabul ediyorlardı. Çünkü, saray kibarhğı özü itibariyle bir sımf işiydi.
Görmüş olduğumuz gibi, soylular çevresi hiçbir zaman ne bütünüyle cahil, ne de, daha az olmakla birlikte, okumaktan çok dinlemeye dayak edebiyatın etkisine duyarsızdı. Fakat, şövalyelerin kendilerinin edebiyatçı oldukları gün büyük bir adım atüdı. XIII. yüzyüa kadar tüm diğer türleri dışlayarak kendilerini verdikleri türün ürik şür olması anlamkdır. Büdiği-miz en eski halk ozam (ancak, kesinkkle ük olmadığını eklemek uygun olacaktır) Fransa KraUığı’mn en güçlü hükümdarın arasmda sayikyordu; Aquitaine’k IX. Guillaume (ölümü d27), Ondan sonra gelen Provans’k ozanlar üstesinde ve ay-m şekilde bir süre sonra ortaya çıkacak olan Güney’dekilerle ^ düzeydeki Kuzey’in ürik şairleri arasında yüksek, orta ve ^tdüzey şövalye
nel meydan ozanları vardı ve güçlü yöneticilerin sırtm^^ çiniyorlardı. Bu kısa ve genellikle üst düzey sanat eserle ^ zen ünlü trobar clus gibi büinçli bir hermetizme kadar ^ dıran) hayranlık uyandıracak bir biçimde soylular arası lantılar sırasında üretiliyorlardı. Böylece, köylülerin anlaj-j^^ yacağı kadar incelmiş bu zevkin tadına varmayı bilen ve 1)| dan hoşlanan sınıf, gerçekten de çok içten ve çok canlı bu zevk kadar keskin nitelikler taşıyan sınıf bilincini kiı tündüğünden çıkarıyordu.tesettür Sözün çekiciliğine sıkı sıkıya ^ olan (çünkü şiir, şarkıdan ve müziğin eşliğinden yararlanijjı, du) müzikal duyarlılığın etkisi de daha az değildi, Olünıyjti, ğında, çok arzu etmesine rağmen şarkı söylemeye cesaret dt-meyen, bir zamanların çok sert savaşçısı GuillaumeleıM® hal, rotrouenger şaricilarmın “tatk nağmelerini” son bir b4 ledikten sonra kızlarına veda eder. Nibelmgenliedk Burgoon İl kahramanları, gecenin huzuru içinde, Volker’in çaldığı t-ün sesini dinleyerek bu dünyada tadına varacakları sonuylv larına dalarlar.
Şövalye sınıfının bedensel zevklere karşı genel tutııı uygulamaya bakıldığında, içten bir gerçekçüik taşıyormuşgl: görülmektedir. Aslında bu, dönemin tümünün benimsek bir tutumdu. Kilise kendi üyelerine çilekeşliği zorunlu Idifû! du ve laiklere de cinsel ilişkinin evlilik ve çocuk yapmaklas nırlandirılmasını emrediyordu. Fakat, kendisi de kendi öğiî tilerini etkili bir biçimde uygulayamıyordu; özellikle Gk^' yan reformun piskoposluk dışında kalanlardan çokazınm''^ şamını düzeltebildiği bağımsız din adamları arasında bu b rallara çok az uyuluyordu. Köy papazları, hatta başrabp* gibi bazı sofu kişilerin “söylendiğine göre” bakir öldûl^^ hayranhkla anlatılmıyor muydu? Kendileri bu kurala zorlanan din adamları örneği, sıradan insanların nun
özellikle inananlarda bir etki yaratmadığına kuşku yoktur. Gerçekten de, Pelerinage de Charlemagne’d-A (Charlemagne’ın Haç Yolculuğu) Olivier’nin erkeldiği ile övünmesi gibi isteyerek konulmuş eğlenceli öyküler bir kez bir tarafa bırakıldığmda, destan yeterince iffetlidir. Bunun nedeni, aslında epik hiçbir yönü bulunmayan eğlenceleri anlatmaya önem vermemesidir. Saray yaşamı döneminin daha az kapalı anlatılarında bile, cinsel hazlar bilinçli olarak erkek kahramandan çok kadına ilişkin bir olguymuş gibi sunulmaktadır. Bununla birlikte, orada burada, örtünün bir köşesinden bazı izler görülebilir; Eski Girard de Roussülon şiirinde, bir ulağa evsahipliği yapmakla liikümlü vasakn, gece için, konuğuna güzel bir kız sunduğu görülmektedir. Ve eğer romanlara inanacak olursak, şatolarm son derece kolay fırsat verdiği bu “aşk” buluşmalannda yaşanan her şey, kuşkusuz, hayal ürünü değüdi.^^^ Tarihin tanık-lıklan çok daha nettir. Bilindiği gibi soylu evliliği genellikle basit bir iş üişkisidir. Senyörlerin evleri piçlerle kaymyordu. Saray yaşamımn ortaya çıkışı,tesettür ilk bakışta, bu alışkanlıklarda büyük bir değişikliğe yol açmışa benzememektedir. Aqui-taine’li GuiUaumeün bazı şarkıları muhafız birliğinde yaşanan cinsel şehvetten övgüyle söz eder ve bu damar, kendisinden sonra gelen şairler arasında birçok taklitçi bulacaktır. Yine de, kökenini bilemediğimiz bir geleneğin büyük bir ola-sıbkla mirasçısı olan Guülaume’da bile, zaten, bir başka aşk kavramı ortaya çıkmaktadır: Söz konusu olan, şövalye ahlâk kurallarının kesinlikle en ilginç yaratılarmdan biri olan şu ünlü “saray aşkı”dır. Dulcinee’yi Don Quichotte’tan ayrı düşünebilir miyiz?
Saray aşkmın temel özeUikleri oldukça basit bir biçimde özedenebilir. Evlilikle hiç ilgisi yoktur ya da daha açık bir
® Cımrlie RoussiJlon, çev. P. MEYER, s. 257 vc 299. ükz. La Mort de Garın, ed. E. Du Meril, s. XL. Diğerleriyle bitlikte, özellikle ihtireslı bir sahne için bkz. Lanceht, ed. Sommer, The mlgate
ifadeyle evlilik kurallarına doğrudan karşıdır, çünkü aşı); nan kadın çoğunlukla evlidir ve aşığı hiçbir zaman kocası ğildir. Bu aşk genellikle toplumun üstdüzeyindeki kadjjijj hitap eder; her durumda, sürekli olarak erkeğin kadına hayranhğınm çok canh bir biçimde vurgulanmasını içe®, rekli hayal kırıldığı, gönüllü bir kıskançlık ve kendi sorunlarla beslenen ve giderek tüm benliği kapsayan biıtutlj, olma iddiasındadır; fakat sterotipleştirümiş gelişimi, çol eı. kenden, ritüel özelliğinde bazı şeyler içermektedir. Hiçbirk çimde ahlâk kurallarından nefret etmez. Nihayet, ozanjuıf roi Rudel’in, yanlış yorumlanmış ve ünlü Uzaktaki Preose {Princesse İjointain) efsanesinin doğuşuna yol açan şiirinde df. diği gibi, bu aşk da, tercihen “uzaktan” aşktı. Eibette ilkesel olarak kösnül zevki reddetmiyordu ya da eğer rasdanü sone cu (bunu teorileştiren Andre le Chapelain’in sözlerine görej “son teselliden” vazgeçmek zorunda kalsa da,tesettür bu tensel zeri kınntüannı arzulamadığı anlamına gelmiyordu. Sevgilinindi luğu ya da engeller, aşkı yıkmak yerine, yalnızca şiirsel bı melankoliyle süslüyordu. Her zaman arzulanan sevgiliye sı-hip olma kesinlikle imkânsızlaştığı zaman, aşk duygusu, kîlk heyecan veren ve dokunakh bir “neşe” olarak varlığını sütd-rüyordu.
Şairlerin bize çizdikleri görüntü buydu. Saray aşkını yıl-mzca edebiyattan bildiğimiz için, gerçekte varolan biçiffliı® ya da hayalî olamn paylarım ayırt etmekte çok güçlük çekiyoruz. Bu aşk, bir ölçüye kadar duyguyu tensel zevkten ay® et me eğilimi gösterse de, bu durumun, tam tersine, tenin ol' dukça kaba bir biçimde kendisini tatmin etmesini engele®* yeceği kesindir. Yine birçok örnekten biliyomz ki, erkeklet® duygularındaki içtenlik birçok düzeyde ortaya çıkmâko<i** Her halükârda, bugün bize çok tamdık gelen ve saygı ğumuz birçok unsurunu almış
gerçeğine karşı çıkılamaz. Bu aşkın ne antik sevme sanatlarına, hatta ne de kendisine çok daha yakın olmasına rağmen, Greko-Romen uygarüğm erkekler arası dostluğu çözümlemeye ajirdığı, her zaman biraz belirsizlik içeren çalışmalara çok şey borçlu olduğu söylenebilir. ÖzeUikle aşığın bağlılığı çok yeni bir davranış kalıbıdır. Vasahn bağlJık yemininden birçok sözcüğü ödünç alarak kendisini ifade ettiğini daha önce görmüştük, Bu geçişkenlik yalmzca sözel alana özgü değildir. Sevilen varlık ile şefin birbirine karışması, tamamen feodal topluma özgü ortak ahlâk eğilimine tekabül ediyordu.
tesettür sundu..