tesettür ve felsefe konumuz
20. yüzyılda Hartmann ve neopozitivistler arasında oluştuğunu gördüğümüz karışıklık, Platon'dan günümüze kadar relativistler ve mutlakçılar arasındaki karşıtlık, olarak, etik tarihinde hep rastlanan bir karşıtlıktır. Protagoras, "İnsan herşeyin ölçüsüdür." demişti. Platon ise buna "Tann herşeyin ölçüsüdür." yanıtını vermişti. Bu karşıtlık, ekstrem bir öznel relativizm ile yine ekstrem bir ontolojik mutlakçılık üzerinde diretildiği sürece, aşılamaz. Ama bir seçim öznelciliği ile bir değer nesnelciliği pekala bir araya getirilebilir. Etiğin temel sorusu "Neyi seçmeliyim?" ise, bunun yanıtı "Doğruyuseçmelisin."dir. Ama sen, yalıtılmış, sorumsuz ve kaprisli Ben olarak doğruyu seçemezsin; ancak, bir insan topluluğunun sorumlu bir üyesi olarak, birlikte yaşadığın insanlar için ortak bir sorumluluk üstlendiğin sürece "doğru"yu seçebilirsin. Sonra, sen, sadece birlikte yaşadığın insanlann seslerine kulak vermekle de kalamazsın; hatta aynı zamanda "toplumsal üst-ben"in, yani toplumun nasıl olması gerektiğini fısıldayan sese de kulak vermelisin. Bir ailenin, bir halkın ya da devletin üyesi olan herkes, böylece, sadece haklara sahip olmakla kalmaz; başlıcası toplumsal ve hukuksal düzenin temeli olarak bir ahlâksal düzeni gözetmek olan görevleri de üstlenir. O, örneğin "hukuksallık"ın egemen olmasını istemek zorundadır. Çeşitli tarzda hukuklar olabilir, ama bir hukuksallığı gözetmek, ahlâksal görevler içinde bir yönlendirici idedir (leit-ide). Ama böyle bir ide hiç de Platonik ideler gibi gökyüzünde bulunmaz. Tersine, onun nesnelliğini sağlayan şey, sadece, tüm değerler gibi, onun da bir postulattan ibaret olmasıdır. Onun taşıdığı "gereklilik", hipotetiktir. Bu şu demektir: Yaşadığın insani dünyada başka bir ahlâk düzeni kurulması gerekiyorsa ve sen "ahlâksal birey" olarak bunu gerçekleştirmek istiyorsan, böyle bir ideyi tanımak zorundasın. Bunun gibi, "sevgi" ve "doğruluk" gibi ahlâksal ideleri seçmişsen doğruyu seçmişsindir. Doğ-\ru seçim, doğru bir yargıyı ve doğru bir eğilimi kapsar. Pratik açıdan bakıldığında, böyle bir seçim şu soruya verilen yanıttan çıkar: "Başka-
lannın aynı durumda sana karş, aym şeyi yapma/amuis,. ın?" Buna dayanarak nasıl hareket etmemiz gerektiğini lay bilebiliriz. Çünkü temeldeki yönlendirici ideler (Leitideey'^^ Batı insanlığının sağduyusuna sinmiş olan "on emir" nesnel bir geçerlilik taşırlar. Ama somut durumiar karşısında me sorumluluğunu herkes tek tek üzerine almalıdır. Vicdan buj,j^ çekilen durumlarda sadece şu söylenebilir: "Bir alttakinden birij^ ne geçen seçim doğrudur." Örneğin, bir kimse hesabınyanlı§lıj||„j^ ri sürerek hesabı ödemeyi yadsıdığında, herkes, "yalan söylememe'j, sağına dayanarak, bir ödevi (hesabı ödeme) yerine getirmemeniny^j hş olduğunu bilir.
BAĞIMSIZLIK MI, DOĞRULUK MU?
Seçim, yalnızca ve ancak, "doğru düzen' e ilişkin ise doğruolal». lir. Öyle ki, bir "doğru düzen etiği"ne gerek vardır. Bu yüzden de,». tonomi ilkesi otonomi ilkesinin yerini almalıdır. Yeniçağ etiği otonom olmak istedi. Yani; 1. Teoloji ve kiliseden bağımsız olmak, 2. kendi ya-sasını kendi koymak. Kant, otonomiyi, insanın kendi kendine yasa koyması olarak etiğinin temeline oturttu. Çünkü, insan özgürlüğü, akıllı bit varlık olarak insanın kendine koyduğu yasaya bağlı eylemde bulunması olarak ifade edildi. Ama kuşkusuz ki, yasanın insanın kendi kendisine koyduğu bir yasa olmaktan önce, "doğru" bir yasa olması önem taşır.tesettür Çünkü birinci halde, konulan yasa yanlış da olabilir. Bu yüzden, ka-rarlanmızı dayayacağımız ölçütler gereklidir. Formel olarak bir etik yasa, ancak, bir grup, bir sınıf ya da bir ırk için değil, tüm insanlar için geçerli olduğunda doğrudur.
Ama bu tür formel ölçütler tek başlarına yeterli değildirler. Onlar, "materyal" olanla doldurulmak zorundadırlar. Doğru hakkında verilecek karar fyargr j, iyi hakkında bir karar vermiş olmayı
ya da devletin, bir halklar topluluğunun ve giderek insanlığın) tüm üyelerinin yaşam ilgilerine göre değerli sayılan şeyleri gözetmek zorundadır. Kimse, görevlerini üstlenmeden haklan olduğunu iddia etmeye izinli değildir. Hiçbir kişi ya da grup, öbür birey ya da grupların hakla-nnı ayaklar altına alma hakkına sahip değildir. Tüm birey ve gruplar, insan toplumunun ve giderek insanlığın moral bir düzeninin kurulup korunması konusunda sorumluluk üstlenmelidir. Bu, burada üzerinde durulamayacak olan bir grup ve halk etiği talebini de içermektedir.
Böylece, etik konusunda, metafizik, bilgi kuramı ve estetikle ilgi içinde bir sonuca ulaşıyoruz. Günümüze kadar felsefede hep temsil edilmiş olan kozmolojik, teolojik ve antropolojik etikler, çeşitli açılardan betimlenebilirler. Onlar, kendi içlerinde bir ortonomi etiğini ifade eden çeşitli diller gibidirler. Doğru yasa, tüm bu etiklerde değişmez olan şeyi ifade eder. Gerçekten de şuna işaret edilebilir ki, temel buyruklar küçük değişikliklerle bütün halklarda ve bütün dillerde hep bulunur. Bu bize, bir yandan doğru buymklann keşfi ve formüle edilmesi işinde yardımcı olabilir; öbür yandan, bunu saptama bize bir hoşgörü fikri kazandınr. Bir önermenin doğruluğu, önerme hangi dilde ifade edilmiş olursa olsun hep aynı kalır. Bunun gibi, bir etik yasanın doğruluğu da, hangi etik dilde ifade edilmiş olursa olsun değişmezdir. Bu nedenle bir Çin ya da Grek etiğini bir yana atmak asla doğm olmazdı. Çünkü bu etikler kozmolojik olarak ifade edilmişlerdir. Bunun gibi, büyük dünya dinlerinin etikleri de bir teolojik dil içinde karşımıza çıkarlar. Ama Kant'ın, tüm bu etiklerin otonom değil, kendi yasalannı kendi koymayan, heteronom etikler olduğu yolundaki itirazı da haklıdır. Bu yüzden, bir etik yasada söz konusu olan şey, sadece bu yasanın doğru olup olmadığı değildir; bir de, bu yasayı kimlerin koyduğuna
Ahlâk felsefesine ilişkin problemlere yönelmek için hiçbir şey, şu klasik metinleri okumak kadar yararlı olamaz;
PLATON, Devlet (Türkçe çevirisi vardır -çev-).
PLATON, Çeşitli Diyaloglan (Sokratik Diyaloglar) (Türkçe çevirileri vardır, -çev-).
ARİSTOTELES, Nikomachische Etik (günümüzde de önemini kommaktadır) (Türkçesi: Saffet Babür, Ankara, 1988).
MARC AUREL, Wege zu sich selbsl (Stoa etikinin klasiği sayılır) (Ceyda Eskin tarafındım Kendime Düşünceler adıyla çevrilmiştir. Yankı Yayınlan, 1974 -çev-.).
KANT, I. Grundlegung zur Metaphysik der Şilten (İoanna Kuçu-radi tarafından Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi adıyla çevrilmiştir. Hacettepe Ün. Yayını, 1983 -çev-.).
KANT, I. Kritik der praktischen Vernunft (İoanna Kuçuradi tara-fındtm Pratik Aklın Eleştirisi adıyla çevrilmiştir, 1980 -çev-.).
BENTHAM, Principles of Morals and Legislation.
MILL, J. St., Utilitarianism ("Faydacılık" adıyla MEB yayınlan arasında Türkçeye çevrilmiştir).
FERM, V., (yayıncı), Encylopedia of Morals, New York 1956.
HILL, T.H., Contemporary Ethical Theories, New York 1952.
yayınlafl^jl
JODL, E., Geschichte der Ethik, 2 cilt, Stuttgan 1905,^
ETİK ELEŞTİRİSİ
NIETZSCHE, F., Jenseits von Gut undBöse, Leipzig 1886. NIETZSCHE, E, Zur Genealogie der Moral, Leipzig I887,
(Ahlâkın Soykütüğü Üzerine Ara Yayıncılık, 1989).tesettür (İyinin ve Kötünün Ötesinde, Ara Yayıncılık, 1989).
GÜNÜMÜZDE ETİK
BOLLNOW, O.F., Einfache Sittlichkeit, Göttingen 1947. |
BOLLNOW, O.F., Konkrete Ethik, In: Zeitschrift fiir philosof: hische Eorschung V, S.321.
BRENTANO, F, Vom Ursprung sittlicher Erkenntnis, Leipzi| 1921,2-baskı.
BRENTANO, F, Grundlegung und Aufbau der Ethik, Bern 1952. BRAİTHV/AİTE, R.B., Theory ofGames as a Tool for the Moral Philosopher, Cambridge 1955 (Matematiksel oyun kuramını etiğe uygulayan ilginç bir çalışma).
EDEL, A., Ethical Judgment, The Use of Science in Ethics, Glen-coe (III), 1955 (Etik problemlere bilimsel yöntemlerle eğilme savında tipik bir Anglo-Amerikan tarzı çalışma)
HARE, M., The Language of Morals, Oxford 1952 (Hare'in etiği üzerine Nerrai Uygur'un Felsefe Arşivinde bir kitap tanıtma yazısı vardır -çev-).
HARTMANN, N., Ethik, Berlin 1926.
HEIDEGGER, M., Holzwege, Frankfurt a,M., 1950.
HEIDEGGER, M., Vortraege und Aufsaetze. Pfullingen 1954.
KRAFT, V., Grundlagen einer mssenschaftlichen Wertlehre, Wi-en 1951, 2.baskı.
LEPLEY, R. (yayıncı) The Language ofValue, New York 1957.
MARITAIN, J., Neufleçons sur notions premeres de la philosop-hie moral, Paris 1950.
NELSON, L., Vorlesungen üher die Grundlagen der Ethik, Leip-zig 1917.
NOWELL-SMİTH, H.H., Ethics, London 1954.
PLESSNER, H. (yayıncı), Symphilosophein, München 1952.
SCHELER, M., Der Formalismus in der Etik und die materiale V/ertethik, Halle 1921.
MOORE, G.E., Principa Ethica, Cambridge 1903.
REİNER, H., Das Prinzip von Gut und Böse, Freiburg 1949.
REINER, H., Pflicht und Neigung, Meisenheim/Glan 1951.
SCHOTTLAENDER, R., Der philosophische Heiisbegriff, Mei-senheim/GIan 1952.
SIMMEL, G., Einleitung in die Moralwissenschaft, Leipzig 1904, 2 cilt (Bkz.: JUNG, W., Georg Simmei, Yaşamı, Sosyolojisi, Felsefesi, çev: Doğan Özlem, Ark Yayınlan, Ankara 1995).
BEAUVOIR, S, The Ethics of Ambiguity, New York 1948.
EDEL, M. ve A., Antropology and Ethics, Springfıeld 1959.tesettür
