tesettür ve felsefe bilgi
çözümlemek, (b) bu yaşam içinde dile getirilen dilsel formülleştirmeleri çözümlemek. Her iki tutum da, bilimsellik ölçütü içinde, kendilerini genel olarak gözlemlenebilir olgularla sınırlamak isterler. Ama böylece onlar, ancak bir kuramsal bakışın ürünü olabilecek olan ve felsefi etiğin anlam ve amacını oluşturan ve şimdiye kadar oluşturmuş olan şeyi feda etmiş olurlar.(a)Betimleyici yöntemlerin öğeleri, tüm etik kuramlarda zaten vardır. Bunlara en iyi örnek, Aristoteles'in etiği ile içerikli değer etiğidir.
(b)Dil çözümlemeciliğine bağlı yöntemler, 20. yüzyılda öncelikle Anglosakson dil çevresinde geliştirilmiştir. Bunlann temelinde, tüm öbür etik yöntemlerin yanlış olduğu görüşü vardır. Çünkü dil çözümle-mecilerine göre, bu yöntemler, bizim ahlâksal ve etik vokabülerimize girmiş olan sözcüklerin betimlenebilir olan gerçek durum ve özellikleri yansıttıkları kabulüne bağlıdırlar. Oysa bu kabul bir yanılgıyı içerir. Bu yanılgı dilin gramerinin yapısından, yani örneğin dildeki ad ve sı-fatlann birbirine bağlanma tarzından gelmektedir. Bu yanılgı ancak, bu kabul ve inancın sağın bir çözümlemesinin yapılmasıyla ortadan kaldı-nlabilir. Böyle bir çözümleme, örneğin ahlâksal değer yargılannda dile getirilen şeyin, düşünceler, kararlar,tesettür istenç, sorumluluk gibi "şeyler” olmadığını, bunlann örneğin iyi, kötü, eşit, bayağı gibi ahlâksa! "nite-liklef'den gelmediğini, bunlann ancak bireyin belli psişik süreçlerinin (istek, onaylama, yadsıma) ifadeleri olduklannı ve bu "şeylefin duyusal olarak algılanabilir bir dünya içinde belli süreçler (örneğin başkala-n karşısında takınılan tutumlar) açısından ele ahnmalan gerektiğini belirterek yola çıkar.
FELSEFİ ETİĞİN GÖREV VE İŞLEVİ
Buraya kadar belirtilenlerden anlaşılabileceği gibi, felsefi etik, hem betimleyici olabilir ve hem de ahlâksal sorunlanmızın çözümünde
bize yol göstermeye yönelebilir (normatif etik). Felsefi etiğim işlevi bize göre sadece şudur: Çok çeşitli biçimlerde karşın,,^^^''’'! ablaklan çözümlemek ve böylece bu çok çeşitli ahlâklann hip olarak kendi ahlâksal eylemlerimizle ilgili kararlanmız vebui^ ^ lanmızın yol açtığı sonuçlar hakkında bir genel bakış ve daha açıklık kazanmamıza yardımcı olmak. Bir felsefi etikten dahafazij^ bekleyenlerin tüm çabalan, aslında etiğe değil, herhangi bir ahlâkagj. rer. A.J. Ayer, P.H. Nov/ell-Smith'in Ethics kitabına yazdığı önsözde şöyle diyor: "Ortaya bir ahlâksal ilkeler kodeksi atan ve bizi bunlanh. lemeye davet eden bir ahlâk öğreticisinin yaptığı ile, görevi, öncelikle ortaya ahlâksal değer yargılan atmak olmayan, tam tersine bu değer yargılanmn yapısını çözümlemek olan bir etikçinin yaptığı arasında, her zaman göze batmayan bir fark vardır".
KAYNAKLAR
ARİSTOTELES, Nikomachische Ethik (Hrsg. F. Dirimeier), 1957 (Saffet Babür tarafından Nikomakhos'a Etik başlığıyla Türkçe'ye çevrilmiştir, Hacettepe Üniversitesi yayını, 1988 -çev-).
BROAD, C.D., Five Types ofEthical Theory, 1930.
HARTMANN, N., Ethik, 1949, 3.baskı.
HUME, D., Of Morals (III. Kitap: Treatise on Human Nature), 1739-1740.
JODL, F., Geschichte der Ethik als philosophischer V/issenschaft, 1906, 2.Baskı.
KANT, I., Grundlegung zur Metaphysik der Sitten, 1785 (İoanna Kuçuradi tarafından Ahlâk Metafiziğinin Temellendirilmesi başlığıyla Türkçeye çevrilmiştir. Hacettepe Üniversitesi yayını, 1982 -çev-).
KANT, I., Kritik der praktischen Vernunft, 1788 (İoanna Kuçuradi tarafından Pratik Aklın Eleştirisi başlığıyla Türkçe'ye çevrilmiştir, Hacettepe Üniversitesi yayını, 1980 -çev-).
MOORE, G.E.,Ethics, 1912.
NOWELL/SMITH, P.H., Ethics, a study of the words and con-cepts that we use for answering pratical guestions, making decisions, advising, warning and appraising conduct, 1964.
REINER, H., Die philosophische Ethik, 1964.
SCHELER, M., Der Formalismus in der Ethik und die materiale Wertethik, 1954, 4.baskı.
SCHOPENHAUER, A., Die belden Grundprobleme der Ethik, 1841.
STEVENSON, C.L., Ethics and Language, 1944
Pek çok kişi etik hakkında kötü bir kanıya sahiptir.tesettür Gerçi bu insanlar başkaları üzerine yargılar verdikleri ya da kendilerine haksızlık edildiğine inandıklannda etik kavramlara ve ilkelere başvurduklannı kabul ederler; ama bunu yaparken "iyi" ve "kötü" kavramlarının ötesine geçmek ve böylece kendi özel ilgilerine ait bir şey olarak gördükleri bu "iyi" ve "kötü"yü bir yana bırakmak isterler. Ne var ki, bizzat bu örnekte de görüldüğü gibi, hiç kimse etikten kopamaz. Çünkü ister sanayici ya da işletmeci, ister ev kadını ya da hemşire, ister avukat ya da öğretmen, ister devlet adamı ya da işçi olsun, bunların hepsi kendileri dışındaki kişilerin ve aile, işyeri, fabrika, kurum devlet ve hatta giderek insanlık gibi küçükten büyüğe tüm insani topluluklann felâket ya da esenliğini ilgilendiren sorumlu bir görev yüklenmişlerdir ve verecekleri kararlar bu esenlik ve felâketle ilgilidir. Örneğin yanlış karar verdiklerinde, onlardan "âdil" olmalan talep edilir. Gerçekten de, uygulamaya bakıldığında, her türlü insani karar, başkalarını da ilgilendirdiği sürece, bu iki olanaklı sonuçtan (esenlik ya da felâket) biriyle ilgilidir. Yolumuza çıkan tüm insanları öldürmek suretiyle onları bertaraf edebilir miyiz ya da başkalanna yönelmiş ve başkalarını da gözeten bir ilgi içinde güdülerimizi teskin edip özel ilgilerimizi gözetmeyen bir eylem tarzı geliştirebilir miyiz? Biz III. Richard'a "kötü" diyoruz, çünkü o önüne çıkan herkesi öldürürdü. Ama yaşamını, Avrupa’nın bu konudaki suçluluğunu gidermek istercesine Afrikalılara adayan Albert Schvveitzer'i "iyi" olarak adlandırırız. Ama "iyi" ve "kötü" de nedir ki? Bizim "iyi" ve "kötü" hakkındaki bilgimiz neye dayanır? "111. Richard kötüdür." ya da "Albert Schvveitzer iyidir." dediğimizde, bu yargılan-mız olgulara mı dayanmaktadır; yoksa sadece bizim sübjektif duygusal tepkilerimizi dile getiren tümcelerden mi ibarettirler? "İyi" ve "kö-tü"nün değerler olduğu söylenir; ama "değer" denilen şey de denir?
Değerlerin nesnel bir geçerliliği var mıdır? Yoksa bu "de" şeyler sadece öznel ölçütler olmasınlar? Değerlerin bir düze düzene dayalı olarak insan toplumunun yaşama biçimini şekille''*' kurallar ya da yasalar var mıdır? Bu kaçınılmaz sorular, bide[j"j"'’ türen ve "etik" denen şeyi herhangi bir biçimde konumlamamız/^'^ tiğini bize hatırlatan sorulardır.
ETİĞİN ÇİFTE BUNALIMI
Yukarıdaki sorulara güvenilir ve genel yanıtlar vermek, bugiinsa. dece bir felsefe disiplini olarak etiği değil, batta günümüzün moral yj. şammı da kaplamış olan bunalım dolayısıyla daha da zorlaşmıştır, Her iki bunalım, bir arada, günümüz insanının içinde bulunduğu derin bunalımın semptomları olarak birbirlerine bağlıdırlar. Ama bunlan birbirlerinden seçik olarak ayırma gereği vardır. Moral yaşam bunalımı, 20. yüzyılın toplumsal, ekonomik ve politik devrimlerine çok sıkı biçimde bağlıdır. Gelişmekte olan proletarya, konulmuş üst değerlerin burjuvaziye ait değerler olduğuna inanıp bunlan yadsımış ve genelinde, değerleri ekonomik-toplumsal ilgilere göre şekillenen ideolojik üst-yapı ürünleri olarak dışlayabilmiştir. Öbür yandan Nietzsche, tüm değerler üzerinde bir değerlendirme yapmayı denemişti. O, merhamete ve kitle ethos’una dayalı Hıristiyan ahlâkını bozulmaya (decadence) yüz tutmuş bir avam ahlâkı olarak görüyor, bunun yerine güce (Macht) dayalı aristokratik bir ahlâk koymak istiyordu. Sonunda diktatörler, toplumcu bir totalitarizmle, iyinin; partinin, devletin ya da ırkın ilgilerine hizmet eden şey olduğunu söylediler ve böyle bir iyinin, birey ve grubu tam bir değerse! güven içine sokacağını belirttiler. Öbür yandan, bugün çeşitli ülkelerdeki halihazır ahlâk yaşamına egemen olan kurallan bir kitle veya halk etiği adı altında toplamak isteyen kişi, bu kurallar arasındaki derin farklılıklan gözlediğinde aşılmaz güçlüklerle karşılaşabilir. Aynı şey,felsefi etik için de geçerlidir. Felsefi etik, üzerinde az çok uzlaşmaya varılmış bir form içinde karşımıza çıkan öb(ir felsefe disiplinlerine-tesettür
