tesettür ve felsefe

tesettür ve felsefe 

Belirlenimci kuramlann etik içindeki yerlerini şu iddialar altında toplayabiliriz: (a) Eylem özgürlüğünü öngören ve kabul eden tüm görüşler yanılgı içindedirler, (b) Etiğin görevi, ahlâksal eylem ve ahlâksal yaşamımızı belirleyen temel kaynaklan, eğilimleri, nedenleri açığa çıkarmaktır. Belirlenimci etiğin en önemli temsilcisi Spinoza (1632-1677)'dır. O, tüm felsefesini belirlenimci bir anlayışla kurar; ama aynı zamanda ahlâksal özgürlüğe de yönelir. "Özgür olma", ona göre, sadece, insanın eylemini kendi özel doğasının zorunluluğu altında dışlaştırması gibi bir özellikten başka bir şey değildir. Schopenhauer (1788-1860), tek tek bireylerin istençlerinin tamamen belirlenmiş olduğunu söyler, ö, Kant'tan etkilenerek,tesettür özgürlüğün ancak bir "kendinde istenç”
(VVille an sich) içinde, yani fenomenler dünyasının bir bölümü yan bu şey içinde yer bulabileceğini söyler. Bu tarz kuramla”'^ problemlerinin çözümünü belirlenimciliğe bağlamakla ortaya dah yük güçlükler çıkarmaktadırlar.
VI. Özgürlük Etiği
Etik kuramların tipsel bir örneği olan özgürlük etiği, sadece belir, lenimciliği yadsıyan bir yorum getirmekle kalmaz; hatta özgür eylemin ancak bir insani tasarımın ürünü olabilen bir ahlâsal ilkeye göre davta-nıldığı yerde ortaya çıktığını söyler. Bu bakımdan, belli bir açıdan Kant etiği de buraya sokulabilir. Çünkü Kant'ın ödev etiği, sadece iyi eylem konusunda formel bir ölçüt getiren yanıyla formalist bir etik olarak görünürse de, aynı zamanda özgürce konulmuş bir ilkeye dayalı özgür eylem düşüncesinden yola çıktığı için özgürlük etiğine de iyi bir örnektir. Özgür eylem düşüncesi, oldukça etkili biçimde özellikle Fichtenin idealizminde ortaya çıkar. O, (başkalannın varoluşunu da kapsayacak biçimde) evrenin varoluşunu bile kendisinden çıkarabileceğimiz en yüksek ilkenin, kendimiz hakkındaki ben-bilinci, kısacası Ben olduğunu söyler. Kendini evrenin merkezine koyan insan, bu bilinci ahlâksal eyleminin koşulu kılabildiği sürece özgürdür. Günümüzde özgürlük etiğine iyi bir örnek varoluşçu felsefedir. Özel ve özgür bir kararın ürünü olan koşulsuz eylem, ancak, insanın böyle özgür bir eylem içinde kendisini gerçekleştirdiği sürece bir koşulsuz eylem olur ve özel ve özgür karar, bu durumda en yüksek ahlâksal buyruk olarak geçerlilik ve gerçeklik kazanır. Öyle ki, ahlâklılığın ölçütü kendi-olmaktır (Selbstsein). Kendi olan veya ekzistens haline gelmiş olan insan, kendini gerçekleştiren insandır. Özgürlük, kendini gerçekleştirmektir. Bu eylemsel talep, varoluşçu felsefenin en önemli temsilcisi M. Heidegger'in Varlık ve Zaman adlı yapıtında öne sürülür. Gerçi bu kitap, ilk bakışta salt kuramsal çözümlemelere dalar gibidir; ama kitabın esas konusu, vicdanı, "bu-rada-oImak"tan (Dasein) "kendi-olma'İB^felbstein) vani
(ekzistens olmaya) çağırmaktır (s.294). Salt formel bir dille ifade edilen bu çağn, bu nedenle, hiçbir şekilde içeriksel olarak belirlenmiş eylem tipleri öngörmez ve olsa olsa, içine eylemlerin doldurulabileceği kalıplar sunar. Bu kalıplar, insanın kendi kararıyla oluşmuş eylemlerle artık doldurulamayan boş kalıplar haline geldiklerinde, bu boş kalıpların içi pekala intihar gibi bir eylemle doldurulabilir.
Ne var ki, varoluşçu felsefenin özgürlük ethos'u, onu tek yanlı bir temellendirmeye bağımlı kalmaktan kurtaramamıştır. Çünkü burada insanın "burada-olma"dan (Dasein) "kendi-olma"ya (Selbstsein) geçmesi konusunda tek bir felsefi yol önerilmektedir. İnsan vicdanı "bura-da-olma"dan "kaygı" (Sorge) duymaya çağrılmakta, insanın "kendi-ol-ma"sını sağlayacak koşul "kaygı" olarak ileri sürülmektedir. Öyle ki, varoluşçu etik, karşımıza bir kaygı etiği olarak çıkmaktadır.tesettür Ama bu tarz yorumlann, günümüzde "insanın neliği"ni incelemeye çalışan "felsefi antropoloji" çalışmalarına büyük katkılan olduğu da yadsınamaz. Gerçekten de, "felsefi antropoloji"nin felsefi etik için önemi büyüktür. Örneğin bu çalışmalardan çıkan sonuçlardan birine göre, insanı "akıllı varlık" (animale rationale) olarak gören geleneksel yorum artık yeterli değildir; çünkü insanın başka özel nitelik ve belirlenimleri de vardır.tesettür Bu sonuçlar, insanın ahlâksal eylemlerinin yorumuna yeni katkılar getirmektedir. Örneğin C.F. BolInow, Heidegger'e dayanarak, insamn varlık tarzının temelinde bir etkilenimler ve duygular ağı görmektedir. {Etkilenimlerin Neliği, 1956). K. Stavenhagens ise, çok değişik bir görüş geliştirmiştir. Ona göre, insanın toplumsal/ahlâksal yaşamı, insanın kendi kendisini sorumlu kıldığı bir temel yönelimin ürünü olan değerler açısından anlaşılabilir {Kişi ve Kişilik, 1957).
FELSEFİ ETİK YÖNTEMLERİ
Felsefi etikte yöntemler, daima, izlenen amaçlara bağlı kalmıştır. Bu açıdan etik kuramları iki ana gruba ayırabiliriz; 1. Yeni ahlâksal ilkeler koyan veya bilinen ilkeleri yeni bir form içinde
BunJara normatif kuramlar denh. 2. İnsan yaşam, .çinde ahlâk ve yargılann önem ve işlevlerini betimlemek, onların nitelikleri^^ lam bir şekilde saptamak amacını güden kuramlara be/imleyid zümleyici kuramlar denir.
I. Normali f kuramlar, (a) etik olgulan etik olmayan olgulardan rettiklerinde doğala (naturalist), (b) etik olguların özgül ve başka bj şeye indirgenemez özel bir tarzları olduğunu söylediğinde (Kantinat, lâk yasası, değerler etiğinin konumladığı biçimiyle değerler vb.) kûrj,, doğalcı (anti-naturalist)’dırlar.
Her iki durumda da, bu etiklerin bilimsel bir karakteri olduğu söy. lenemez. Çünkü etik araştırmalarında başvurulan yöntemler ile mate-matiksel/doğabilimsel disiplinlerin yöntemleri arasında koşutlukla, kurmak hiç de uygun olmaz. Hatta etik yöntemlerle matematiksel/do-ğabilimsel yöntemler birbirlerinden kesinlikle ayrılırlar, (a) Nomıaıif etik, matematiksel/doğabilimsel yöntemlere başvurursa, etik normlann temellerine nüfuz edemez; çünkü bu durumda, o/ö« ile olması gereken arasında bir türdeşlik oluşur ki, olan'dan kalkılarak olması gerekene yönelme olanağı yoktur, (b) Ama normatif kuramlar etik olgulan artık başka bir şeye indirgenemez olgular olarak konumlarlarsa da, doğa bilimlerinin empirik/niceliksel yöntemleri ile elde edilmiş sonuçlannı da göz ardı etmezler. Ama etik olgular özgül olgular olduklanndan, bu ol gulann her zaman özel bazı yöntemlerle ele alınmalan gerekir. Ome ğin, içebakış (Introspektion) veya i’ezg/ gibi. Ne var ki, bu yöntemle de, genel kuramsal bakış açılarına göre kullanılırlar ve bu yüzden ayn yöntemle çok değişik sonuçlara vanidığı görülür. Örneğin, çeşitli araş tırmacılar aynı "sezgi" yöntemiyle çeşitli ve çoğu kez de birbirine kar şıt sonuçlara varabilmektedir.
Bu yüzden, genel olarak, normatif felsefi etiğin sonuçiannın büyük ölçüde problematik kaldığı, hatta bu etiğin kanıtlama tarzlannın ve bizzat konusunun felsefi bir problem oluşturduğu söylenebilir.tesettür