tesettür tunik ve ahilik bilgi konusu

tesettür tunik ve ahilik bilgi konusu

 Ahi Evren’in felsefe ile bağına hemen her zaman değinmİK Evren’in; Ahilik’te ve genel olarak da felsefede, İbn Miskevcv^'^^ V' nu belirtmediği gibi; bu Filozofa, bildiğimiz hiçbir yerde değine"''"'Ç' Fakat bu sorunu çözmeye girişmeden önce, bir yandan Saym T*' Ahi Evren’e verdiği önemi ve bir yandan da, İbn Miskeveyh’in deki önemini, önce Prof.Bayram’ın söz konusu ettiğimiz yazısından da Sayın Prof.’ün yazılarının da ötesinde olanaklar ölçüsünde belinm''^N rarlı olacaktır.
Sayın Bayram, Ahi Evren’e; “Ahiliğin fikir mintan” diyor ve Euı
tiyor. Oysa, anlaşıldığı ya da anlaşılacağı gibi, ben gerçekte öyle bir İçmiyorum. Ben, “İnsanda ve Tarih içinde, Toplumda, ortaya çıkan ve Ahilik” düşüncesine bağlıyım. Daha açarsak, ben bilimde de, özellikleaia^|j| ma aşamasında, ilhamı kabul ediyorum ama; bilimde, Ahilik’te, Knşehiıijj rin belki bilmeden yaptığı gibi, vahiycil; evrim gereği olmayan bir şeyden;^ etmiyorum. Hem, son vahiy alan; son peygamber, Hz. Muhammet değiluji
Prof. Dr. Bayram, yine aynı değerli yazısında, biraz daha geniş olaraksj. narsak: “Ahi Evren Hace Nasirüddin Mahmud, Ahi Teşkilâtını ve ülküaijj Ahlâkî bir temele oturtmaktadır. Bu konudaki düşüncelerini Selçuklu aıiu,,
1. Alâaddin Keykubad’a (öl. 1237) sunduğu ‘Ahlâk-ı Alâî’ veya kendi lâkak, ile anılan ‘Ahlâk-ı Nasiıî’ adlı eserinde ortaya koymuştur. Bu eserini 1234jv hnda telif etmiştir.
Ahi Evren, bu eseri kaleme alırken önce ünlü Ahlâkiyatçı filozofîbnMis-keveyh’in (öl. 1030) ‘Tehzibü’l-ahlâk’ (Ahlâkı güzelleştirmek) adlı escıiu Farsça’ya tercüme etmiş. Ahiliğin temel esaslarını ve kuruluş felsefesini bu. nun üzerine bina etmiştir. Ahi Evren Hace Nasirüddin ‘Tehzibü’l-aHâk'utı. cüme ettikten sonra bu esere ek olarak ‘Hikmet-i İlmî’ ve ‘Hikmel-i amtî adını taşıyan iki bölüm eklemiştir (..).
En sonuna da Eflâtun’un öğütlerini koymuştur. İşte Ahi Evren bu ikil»-İlimde Anadolu Ahiliği’nin kuruluş ve felsefesini anlatmaktadır. Sosyalbiıja-pıda Ahiliğin önemini ve gerekliliğini açıklamaktadır. Bu bakımdan bu es« Anadolu Ahi Teşkilâtı için ilk ve en önemli bir kaynak durumundadu” demektedir.
Görülüyor ki, bizzat Sayın Bayram’ın bu yeni anlatımıyla; Sayın Bayram gibi, Şeyh Evhadüddin Kirmanî’yi saymazsak; Anadolu’da Ahiliğin kuruluşunda, özellikle teorik bakımdan, yalnız Ahi Evren değil, onunla birlikte,kı onun da kaynağı olarak, bir de îbn Miskeveyh var.
Pfof. Dr. Bayram bakımından şöyle düşünerek bir deneme yapabiliriz: Sa-^,1, Ba^tam’ın; Ahi Evren’e karşı özel bir bağı var. Kuşkusuz bizim de var, sevgili Profesörün bağı ile bizimki oldukça farklı. Prof. Dr. Mikail Bay-0i'ınbağı iki yönlü: hem bilim insanı, araştırmacı; hem de Hoy’lu olarak.
Özellikle Bilim insanının, araştırdığı konuya karşı, özel bir bağı oluşamaz j,ı?Hele o özne, Ahi Evren gibi, düşmanları eliyle bunca haksızlığa uğramış; jdı.eserleri yok edilmiş, tüm değerine karşın adeta tarihten silinmişse; çok da-lıâgüçlü olarak oluşabilir. Sayın Bayram’ın da, belki daha, en az öğrenciliğinden beri kendisini Ahilik ve Ahi Evren araştırmalarına vermesinde bu bağın daa)Ti, özel bir yeri var. Ne mutlu bir bağ; belki biz de, mesleksel Pirimizi gerçek kişiliği ile tanımamızı bu bağa borçluyuz. Prof. Bayram’a da, bu bağa da binlerce teşekkür ediyoruz.
Amabubag, Sayın Bayram’ı, tarihte belli bir konuya, ya da belli konulara .sıkı sıkıya angaje ediyor. Bu konuları ikiye indirgersek, sanırım; 1- Ahilik ve Ahi Evren ve 2- Ahi Evren-Mevlâna Mücadelesi diyebiliriz.
Biz ise, Ahi Evren’e, mesleksel pirimiz ve ulusal bir büyüğümüz, düşünürümüz olduğu için bağlıyız ve ayrıca kendisini, çok önemli tarihsel bir figür, birkişi olduğu için araştırıyoruz, tanımak istiyoruz. İtiraf ediyoruz ki; bağ sorunu bakımından, bizim bağımız. Prof. Dr. Bayram’ınkine göre daha gevşek. Öle yandan, kendi çapımızda, biz de araştırmacıyız. Ama bizim araştırma ala-rumu, hocamız kadar bilimsel araçlara da sahip olmamamıza karşın; felsefeci olarak, kolay sınırlanmıyor. Burada, Prof. Dr. Bayram’ın konumu; Bilim bakımından daha uygun. Çünkü bilim sınırlama ister.
Öte yandan, Prof. Dr. Bayram’a ve bu konuya gönül veren, sayıları da gittikçe artmakta olan bilim kişilerine ve ilgililere göre, Ahi Evren’in, Ahilik yönünden en önemli eseri “Letaif-i HDanef’tir. Ama yıllar geçtiği halde bu eser bizim için halâ efsanevî bir varlık durumunda. Ancak kıyısı köşesi bilinen, kendisi bir türlü ortaya çıkarılmayan bir eser durumunda. Bu eserde Ahi Evren, sosyal dayanışma zorunluluğunu, işbölümünü, vb anlatıyormuş. Ama bu konuda şimdiye kadar yapılan çeviri, aktarma ve açıklamalar ve verilen örnekler, yazık ki, Ahi Evrenden
rum.Yine Önsöz’ün ikinci sayfasında, “Türkmen Filozof Ahi Evren” a'‘ aynı eserde “Filozof Ahi Evren” diye başlık koyuyor, onlan da kabul ed'*
İBN MİSKEVEYH’İN ESERİ VE KLASİK FÜTÜVVETNAME’LER İLE BÜYÜK BENZERLİĞİ
“Filozof ’ demeyi kabul ediyor ve saygı ile karşılıyorum. Ama“Biiyiii;f|^ lozof ’ denmesini kabul edilir görmüyorum. “Büyük Filozofluk” kolay bir^ değil. Burada benim olumlu baktığım ve övdüğüm İbn Miskeveyh debüjıj filozof değil. Nitekim bunu aşağıda da örnekleyeceğiz.
Bu pâye, kim olursa olsun, ne kadar seversek sevelim, uluorta dağıtılacjy bir pâye ya da unvan değildir. Kuşkusuz, burada güzel olan bir şey yokdeğii, dir. Felsefe düşmanlığına karşı, sevilen tarihsel bir kişiyi, “Büyük Filozof yapmak yararlı görülebilir. Ama bize göre böyle bir abartma, doğru da, güven, li de değildir.
Son zamanda bu konuda oldukça güzel bir gelişme oldu. 2009 yılı Ahi haftasında Prof. Dr. Mikâil Bayram, İstanbul Esnaf Birliği’nin konuğuolarat, düzenlenen sempozyumda bildiri sunmak üzere İstanbul’a geldi ve yine gülüşebildik. İşte bu arada, bu konuya da değindim. Görüşümü anlattım. Değerli bilginimiz, dinledi ve bana hak verdi; “Benim o konudaki görüşüm Anadok ölçüsündedir” dedi. Bu, belli zaman dilimi içinde kuşkusuz. Böylece de soran, kanımca tümüyle çözümlenmiş sayılabilir. Kendilerine bu vesile ile de teşek kür ediyorum.
F'arabi Okulu” Filozoflarından olan îbn Miskeveyh ile ilgili olarak Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken şöyle diyor: “Farabi mektebinin en tanınmış simalarından biri İbn Miskeveyh’dir. Aristo’nun nazarî felsefesini ağırlıkmeıken olarak alan ve fikirlerini o istikamette geliştiren Farabi’yi, o bilhassa amelî fekfe bakımından tamamlamaya çalışmıştır. Bundan dolayı da-bazüannm dediği gibi-‘Üçüncü öğreten’ iinvanım kazandı (..). Tehzib al-ahlâk’ı zamanında bü\ükbiı
andığı gibi, sonradan da Nasireddin Tusî, ‘Ahlâk-ı Nâsuî’yi yazdığı müteessir olmuştu”('»2).
Dr. H-Z- Ülken’in, gerçeği bilmeyerek, “Ahlâk-ı Nâsırî”den, Nasi-''"Tıısî’nin eseri olarak söz etmesi de; Prof. Mikail Bayram’ın gerçeği or-çabasının önemini bir kez daha göstermiş olsa gerektir. Prof. Dr. '^'7'oiken."İbn Miskeveyh 941 (Hicrî 330) de Rey’de doğmuş, 421 de (Mi-1030) vefat etmiştir” demektedir.
(jeiekProf. Dr. M. Bayram’ın, gerekse Prof. Dr. H. Z. Ülken’in önemle irttikleri, İbn Miskeveyh’in, “Tehzibül-ahlâk” adlı eseri; Türkçeye, “Ahlâ-Qlgunlaştırma” adıyla çevrilmiş bulunmaktadır^Ahiliğin gelişmesinde l^jükyfd olan bu eseri, gerekli alıntıları yaparak, konumuz bakımından olanlar ölçüsünde tanıtmak istiyoruz.
Buradaki konumuz bakımından, bu kitabın en önemli yeri. Birinci bölüm-“Dört Fazilet ve Bunlarm Kaynaklan” başlıklı alt bölümdür. Bu dört fazi-Ijiin ya da erdemin. Eflâtun’un başlıca. Devlet ve Yasalar’da belirttiği dört er-olduğu hemen anlaşılmaktadır. Şu farkla ki, büyük Filozof Eflâtun’un er-jfiolehnin, hiç değilse bazılannın; İbn Miskeveyh gibi orta çaplı bir filozof oıafmdan bile gereğince anlaşılamadığını görüyoruz.
İbn Miskeveyh, en başta, “Hikmet”!, “Bilgelik”! sayıyor ve kısaca anlatıyor. Bu konuda bir şey söyleyecek değiliz. İkinci olarak, “İffet şehvet duygusu ile ilgili fazilettir. Bu faziletin insanda ortaya çıkışı şehvetlerini akla göre yönetmesiyle, yani doğru ayırt etmeye uygun düşmekle olur. Böylece insan onlara boyun eğmesin, hür olsun ve şehvetlerinin kölesi olmasın” demektedir.
Burada, şehvet’in, bugün bizim kullandığımızdan daha geniş bir anlamda lullanıldığını görüyoruz. Böylece, “İffet” ile, pek de zorlanmadan, “Ölçülü-tûTün karşılandığını düşünüyomz.
Sonra, yine Eflâtun’un dört ilkesinden biri olan, “Yiğitlik”e geçiyor. Ama kanımızca, yaşadığı mekân ve zamanın etkisinde kalarak ve Aristo’nun bu konudaki açıklamasından da nedense habersizce davranarak; sınavı işte burada kaybediyor. Şöyle diyor: “Yiğitlik ise, öfkeye ilişkin nefsin faziletidir. Bu da söz konusu nefsin insanda düşünen ve ayırt eden nefse boyun eğmesiyle ve tehlikeli işlerde aklın gereğini kullanmasıyla, yani yapılması iyi ve sabredü-tnesi övülmüş olan tehlikeli işler karşısmda geri durmamasıyla ortaya çıkar”. İlkin, acaba son cümledeki “durmamasıyla” sözcüğü, “dunuasıyla” mı olacak?
Ama ne olursa olsun, düşünürümüz, kendisinden yaklaşık 1500, günümüzden ise, 2500 yıl önce yaşayan ve bu konulan çok önemli aşamalara ulaştırmış
^■Ord.Prof. Dr. Hilmi Ziya Ülken, Islâm Düşüncesi II: İslâm Felsefesi Tarihi, İst. Üniv. İM Fak. Yay. İstanbul, 1957. s. 184-185
IS3-İbn Miskeveyh, Ahlâkı Olgunlaştırma. Çevirenler: Doç. Dr. A. Şener-Doç. Dr. C. Tunç-l^ııç Dr i. Kayaoğlu, Kültür ve^jhğm Bakanlığı Yay, 1983, Ankara.
Oysa Eflâtun’un özellikle Yasalar’ındaki, Aristoteles’in, FrhiVaNiW / sındaki açıklamalarını, daha sonra da; İ.S. 3. yüzyılda yaşayan ve^
sonraki çağlara ulaştırmakta büyük bir köprü olan Plotinos’ım '
çağlara ulaştırmakta büyük bir köprü olan Plotinos’un bırakj'
dikkatle okursak; halkın, “Yiğitliğin onda dokuzu kaçmaktır” sözü öyle bir oportünizme yorulacak gibi değildir. °'*V-
İbn Miskeveyh’in, Eflâtun ve Aristo’nun ne kadar gerisinde kju görmek için bu ikisinden birincinin Lakhes diyaloguna, İkincinin de ' Nikomakheia adlı eserine bakmak bile yetişir. Konu, Eflâtun’un Dey)^' Yasalar adlı eserlerinde ve başka diyaloglarında çeşitli örneklerle geij,'* Kanımca İbn Miskeveyh, Yiğitliği, “Öfke”ye, hem de salt öfke’ye bağıj? la; daha başta büyük bir yanlışa düşüyor. Aristo’nun andığımız kitabımb^ konuda söylediklerinden olsun habersiz gibi davranması bize oldukça cı geliyor. Eflâtun ise çok açık olarak. Yiğitliği, Devlet’te şöyle açıkliyo,.
“Yiğitliğin bir çeşit koruma olduğunu söylüyorum Korkulacak üstüne eğitim yolu ile, kanunlaım verdiği inancı koruması. Yiğit olan bu cı her yerde, her vakit korur demekle, onu keder, sevinç, istek ve kotioıiçij, de bir yana bırakmaz, demek istedim Yüne işleyen boya gibi, kanunlaj, savaşçılann içlerine işlesin. Tabiatları ve gördükleri eğitimin iyiliği dolayısıj, la neden korkup, neden korkmayacaklan üzerinde sarsılmaz ınançlanolsauj renkleri uçup gitmesin. İşte korkulacak ve korkulmayacak şeyler üstüne,kj. nunlara uygun olarak, beslediğimiz inancm sarsılmazlığına Yiğitlik diyo. njjjj”(l84) Burada Eflâtun’un Yiğitliği; “Medenî Cesaret” de diyebileceğini^ ama çok daha özgün ve yüksek bir düzeyde gördüğü anlaşılmaktadır.
İbn Miskeveyh’in Yiğitlik anlayışının, Eflâtun’un anlayışı karşısında« kadar cılız kaldığı görülüyor. Aristo karşısındaki durumunu ise, daha sonrah büyük Filozofun bu konudaki görüşünü açıkladığımızda çok iyi göreceğiz.
Sonra dördüncü erdeme geçiyor ve şöyle diyor; “Adalete gelince, bu,nefsin bir fazileti olup nefiste yukanda saydığımız üç faziletin bir arada bulunmasıyla ortaya çıkar. Adalet, bu güçlerin birbirleriyle barış içinde olması ve ayı etme gücüne boyun eğmesiyle olur Şimdi yukarıdaki açıklaraalanmıza uygun olarak bu dört cins faziletin türlerini ve onlann her birinin kapsamına girenleri belirtelim”^*^^).
Bundan sonraki başlık: “Hikmetin Kapsamına Giren Faziletler”. Biz burada, bu alt bölümlerin sadece kısa açıklamalarını verebiliyoruz.
Başlangıçtaki kısa açıklama şöyle: “Bunlar zekâ, hatırlama, aklctiK çabuk anlama, anlama gücü, zihin açıklığı ve kolay öğrenmedir”. Onu izleyt başlık ve kısa açıklaması da şöyle:
"İffetin Kapsanuna Giren Faziletler”;
^ ıklıunası: “Bunlar utanma, sükûnet, sabır, cömertlik, hür olma, ka-K'-’^^huyluluk, düzenlilik, iyi hal, barışseverlik, ağırbaşlılık ve kötü-^ sakınmadır”.
jmnıki başlık ve kısa açıklaması da şöyle:
“Yiğitliğin Kapsanuna Giren Faziletler”;
(;,sa açıklaması. “Bunlar nefis büyüklüğü, gözüpeklik, büyük himmet sa-olmak, sebat, sabır, yumuşakhk, sükûnet, yüreklilik ve sıkmtıya katlan-
Çevirenler de herhangi bir not koymadıkları için bu tuhaflığı okuyucunun jjljması olanağını pek görmüyoruz. Biz ise, çevirenlerin not koyup açıklama ^^pınamalannı, bu tuhaflığı, eski “şark” yöntemlerini sürdürerek, görmezden gelmelerini, onların da durumu anlayamamış olmaları ile açıklıyoruz.
Çünkü bu ilginç dumm, bildiğimizce, bütün İslâm Felsefesi ve en azmdan füıüvvetnameler uygıüaması tarihi boyunca devam ettiği halde, yine bildiği-mizce; hemen hiçbir zaman açıklanmamıştır. Biz ise, alışkanlık önyargılarını lyamayanlara pek doyurucu gelmese de; bir yorum denemesi yapmayı hiç de jûç görmüyoruz.
Ama ilkin, tuhaflığı gösterelim: “Dört Fazilet (Erdem)” diyor, ama, yuka-nda saydığı dön erdem için yaptığı gibi, onları ayrı başlıklar altında ele alır-len. aynı başlık formatıyla bir de; “Cömertliğin Kapsamma Giren Faziletler” ılı bölümü açıyor ve böylece, dört dediği halde, beş Ana Erdem saymış olu-)w!..
Yorumumuza geçmeden, “Cömertlik” başlığı altındaki kısa açıklamayı gö-ıtlim. Şöyle diyor: “Bunlar eli bol olmak, başkalarma ikramda bulunmak, se-\inç duymak, yardımseverlik, iyüikte bulunmak ve hoşgörüdür”.
Yommumuz şu: “Dört erdem” görüşü, “Sokrat ve Eflâtun’dan Günümüze Ahilik'te ve bu kitapta yukeında sık sık değindiğimiz gibi; Eflâtun’dan geliyor. Onun belirttiği erdemler, sırasıyla, bilindiği üzere; “Yiğitlik, BUgeUk, Ölçülülük ve Doğruluk (Adalet)”tir.
Yine 2000 tarihli kitabımızda ve yukarıda Fütüvvetnameler bölümünde belirttiğimiz gibi, hem bu dört erdem, hem de genel olarak dört erdem kavramı ve hattâ “dört sayısı”. Ahilik için adeta bir tılsım, vazgeçilmez, saygıdeğer bir ille olmuştur. Kısaca; Eflâtun’dan gelen içeriği ile birlikte “Dört erdem” ya da yeryer değişik içerik ile birlikte “Dört erdem”, işte budur.
Ancak, Sokrat ve Eflâtun’u; hemen hiç ara vermeksizin başka bir büyük Filozof daha izlemiştir ki, bilindiği gibi o da, kısa adıyla Aristo, tam adı ile Aristoteles’tir, Filozof Aristo, Türkçeye, “Nikomakhos’a Etik” adıyla çevrilen.tesettür tunik