tesettür ve felsefi konular
yine bugün tesettür dediki T,enwos. yajamak itkisinin ve bu itkinin sınırlandırılmadan yaşamak iste-^ ovısiiı temsil ederken Apollon 'sınır' kavramını temsil eder" (Kayıran İÜ noktada Apollon dil ve dilin taşadığı kültürel, tarihsel ve toplum-0 mtff ^ anUmlann kurguladığı yanılsamacı 'varolan'ı Dionysos ise bu ^_______■ Varolan'ı aşıp gerçeği dolayımsız algılamayı sembolize eder.Ihfanm butunkığunu dikkatte aldığımızda, etik değerlere göz yummayan «tya di değerlen goz ardı edemeyen insan için, Apollon-Dionysos karşıtlığı aniibâr ¥e aşılabilir değildir. İnsan Apollon-Dionysos karşıtlığını içinde ta-)idiı««klctv Apollon He Dionysos insanın tinsel bütünlüğünde karşı karşıya filr İÜ nedenle felsefî şiir, Apollon-Dionysos karşıtlığını gösteren, başka bir deyişle eti kaygıyı dile getiren bir şiirdir. Buna, yaşayamamanın, yaşamak hainde olamamanın şiın de denilebilir" (Kayıran 2007:49).
Uyaan'd felsef! şw olarak tanımladığı şiirin dördüncü özelliği "insanı ya-Iii| Çiğm koşuHanr>dakı sınıf çelişkisini içinde göstermek"tir. (Kayıran 2007. s: il plin bir diğer özelliği epistemik değil ontik oluşudur. Kayıran'a göre ^ 9» yeygMi olarak yazılan şiirin temel özelliklerinden biri bu şiirin ıpMni bir karaktere sahip olmasında görülmektedir. Epistemik olmakla niKm şiirde konuşan özne veya anlatıcı-ben zihin düzleminde konuşmak-ür lu ŞMrde söz konusu olan tinsel evren değil, zihinsel ifadedir. Anlatıcı-Nratartde olarü ifade etme halindedir* (Kayıran 2007: 53). Epistemik şiir im-9dw veya göz onune getirileni göstermez. Bunun yerine zihinle tasarlanan I kurulabilen veri sunar. Bu şiir enformasyona dayalıdır ve enformas-lı kurulmaktadır. (Kayıran 2007: 53) Bu epistemik şiirin karşıtı ise felsefî mtâpnk
THsefl şiir ise, ontik durumu içermekle ıralanan şiirdir. Ontik olmakla ıralanan şkrde konuşan özne veya anlatıcı-ben, içinde bulunduğu varolma durumunu betimlemekte, bu varolma durumunda yaşadığı tinselliğin içinde konuşmaktadır Bu bir düşünme durumudur. Bu düşünme bilinçle edinilmiş olanm düe getirilmesi değil düşünme anında varlıksal olanın açığa çıkması-dr* (Kayıran 2007 53).
Kıyıran'ın tanımlamaya çalıştığı felsefî şiirin bir diğer özelliği ise bu şiirin dışörel ve yalm olmasıdır. Bu noktada yalınlık “çoğu durumda kolay algılana-didikîf' (Kayıran 2007: 56). Kayıran'a göre felsefî şiir "ne bir 'yaratma' edimi-ir, ne de bir yapma edımi*dir. Çünkü "yaratma kavramı teolojik ideyi dile" 9ftwken yapma ise "nesneler dünyasıyla fenomenlerle, nesnelerle, dolayısıy-agevçikMde yanı duyularla algılanan dünyayla ilgili bir edimi anlatır. Oysa şiir. fVçHüde d^ tinsellikle, hissedilebilirlikle, duymaklıkla" ilgilidir (Kayıran mı 51). İşte bu nokada felsefî şiir diye kabul edilen şiir de bir açığa çıkma, mtfihnı qelmg_soz konusudur. Zaten Heidegger de "Grekçe 'poiesis' sözüne jiKiden O^Jİ^^ytn açığa çıkarılması ya da önceden ortada olmayanın gHıy, yorumlar ve şairliğin mahiyetini yaratıcılıkla değil,
Hiç kuşkusuz Heidegger'in bu etimoloji vedılm cıcığına dikkat çekmesine karşı Lacan ise dili anakronik olar* ra 2007: 130). Psikanalizim kuramında, bilınçdışı ve dt^^m tğmrnf -v. ' yer ayıran Lacan'ın bu tür bir yönelimi bazı filozoflar tarafindar; ttf> desteklenir ve onaylanır, örneğin 'öteden beri temel bir fafsefl#-bilinen bilgi kuramt'nı da VVittgensteın, psikolog feMeıl olsrüı amaçla, filozofların öteden beri yapageldıklerı dürünce turaçiMnr mesi yerine, dilin, dilsel işaretlerin incelenmesini' önem {Soykan y • Wittgenstein'de bu noktada Lacan gibi dilbilim, felsefe ve psıfcanakıav' da bir ilişkinin varlığını oldukça önemser. Psıkanah^m ile drttihm Lacan'dan önce dikkat çeken Freud ise düşlerin lınguısttt anianr^ dan ilgili olduğunu üzerinde durarak *herkesin kendt duş dd
guldyanlâra hak verir (Freud 1991: 152). Psikanalizim, fei$€fe rinde ısrarla duran Lacan'a göre dil insanın gerçek 'nehğtr^ M nüyle açığa çıkarmak yerine gizler. Dilin konuşması ınsantn gerçek nekgam ipuçlarının saklı olduğu 'bilınçdışı'nı gizler Çunku ınsarK>ğlu erkan çor^^ döneminde yaşadığı kökensel arzu, mutlak tatmin ve dolayımsa aigı Mmm ait olan arzu ve isteklerini dili öğrenmesiyle birlikte bastırır. Boyieklde şr varolurken insan da kültürün simgesel-dılsel alanına geçer ioyMMf ant kültürün simgesel-alanında kullanılan dil göstergesine ait gösteren msmm gerçek 'nelığini ve bu 'ne'liğe ait olan arzu, istek ve bazları açığa çkarmtiem zryade gizler, saklar ve bastırır (Tura 2007: 71). Bu bastınlarfclar daha mrm 'bastırma mekanizmasını, köken i nd ekinden farklı birtakım umgetmUT aşâma ya çalışılarak 'kendini görünüşte hiçbir anlamı olmayan rüyalarda, di sürçme lerinde, hatalı davranışlarda, nevrotık semptomlarda' ifade edip 'doyum fes lan' arar (Tura 2007: 55). İşte bu noktada Yücel Kayıran yukarıda feisek $en tarumlamaya çalışırken Heıdeggerci bir tavırla dilin, varlığın ontoiofik yönüne bütünüyle açığa çıkardığına inanmış gibi görünmekte Lacan'm psikanakam kuramtnda ortaya konulduğu gibi dıhn anakronik oze4hğmı göz arrk esmekte 'Şâirin öâe geOrdığı bilgi, doğruluğu kesin bilgi' olduğuna ınarsmaktada f{wp ran 2007 96).
Hiç kuşkusuz Tefsen şiir' adianckrmas«nı yaparken her iki edrmm de ooffk lennâ dikkate akmak gerekm Ostekk Kayıran tarafından yapdan rctteiT şer ad landemanna da ensyada yaklaşmak gerekkörr. Çunku b%r edim oiarak varolan'eı 'ne'ttğlnı sorar. Bu soru but, bem her vmrUğtn onu okâae%Man ^ ^ ktSeyen bm 'özü'nun olduğu kahukmte gOturür hem rSe
İ*e Şi*r arasındaki temel farklılık her ikisinin de bizi dünyaya çeken ve ^ığiayan büyülenme tecrübesinden doğmalarıdır; felsefe bir ikinci hamleyle funyayı hem hayat tecrübesi hem de poetik tecrübe olarak dünyayı eleştirel olarak aşmaya ve sorgulamaya yazgılıdır Felsefe bu yüzden dünya içinde ve ^unyasz varlığını sürdüren bir çifte hayata goturur. Felsefenin en buyuk muammalanndan biri belki de düşünen varlığın tarihsel dünyada bir hal-ka/bağlantı/pranga olarak hizmet edebilmesi ve ancak aynı zamanda dun-yaran nihai amacmı ve anlamını sorgulamak için bu halkayı/prangayı kırarak Ibimefi de olsa) aşabilmesidir. Şiir dünyanın var olmasını kutlar, felsefe dlnyanm neden varotduğuruj sorar Schelling ve Husserl felsefî naturel va-syet ilişi (bu asli/bırıncil poetik tecrübemizi de içerir) ama ya da askıya alma tıtıyaandan soz ederken bu ayrımı zımnen kabul eder; çunku onlara göre her düşünce bu naturel vazıyet alıştan yola çıkar ve transandantal ya da sor-guleyıa bir tavır istikametinde ilerler, dünyada olmak ve yine dünyanın dişindi olmak, aynı anda hem içide hem de dışında olmak' (Breton 2010.156-1S7),
febefemn/felsefecinin/fılozofun hem 'varolan' karşısındaki eleştirel tavrı, hım de Varolan'ın bulunduğu gerçeklik düzlemindeki 'varolan'a eklentilenen ÜvedÜm taşıdığı tarihsel, kültürel ve toplumsal değer yargılar ve anlamları pmmteze almak için dünyanın dışına çıkmayı deneme tavrı- hermeneutikçiler İoıofun, yaşadığı dünyanın dışına çıkamayacağını düşünürler- yukarıdaki iadderde görüldüğü gibi şiir ve felsefeyi bütünüyle birbirinden ayırır. Çünkü yııfenın/ felsefecinin/ filozofun varolan' bu tavrına karşı yukarıdaki ifadeler-dıdeğmıldığı gibi şiir dünyanın var olmasını kutlar.
Butun bu aynmlara rağmen Türk edebiyatı içerisinde kaleme aldığı eserle-nnde, gerek felsefi bir sistem ve söyleme kaynaklık etmesi bakımından gerekse fdsefl kavramların elde edilmesi yönüyle eserlerinde önemli felsefî düşünceler bulunduran en önemli şairlerin başında Abdülhak Hamid gelir. Türk edebiyatı ve felsefe ilişkisi bağlamında bu ismi kolayca tespit edebilmemizin en bnemlı nedeni ise kendisi de aynı zamanda bir şair olan ve adının başına koyduğu "FeylesoT unvanıyla da aynı zamanda felsefeciliğini her seferinde bir ifKilık olarak ortaya koymak isteyen Rıza Tevfik'in bir diğer şair Abdülhak HüTiKfın eserlerindeki felsefî düşüncelerden hareketle şairin felsefesini ortaya ioym bir çalışmasının bulunmasıdır. Rıza Tevfik, Abdülhak Hamid ve Mülâha-îâlH Felsefîyesi adıyla yayımladığı müstakil kitabında, Türk edebiyatı tarihinde 'İıdefa bir şainn felsefî fikirlerini değişik açılardan ele" alarak inceler (Uçman 2006 26). Bu eserin "mukaddimesinde talebelerine felsefe dersleri verirken Karşılaştığı bazı felsefî meseleleri açıklamak üzere Abdülhak Hamid'in eserlerine başvurdurduûıjnu belirten Rıza Tevfik sonuçta ortaya böyle bir eser ortaya çactığffv' be|^^^B0dn 2006: 26). Hiç kuşkusuz Rıza Tevfik'in bu ifadelerinde eo önemli s^^^^^^^çıkar; bunlardan ilki bir şairin edebî eserlerinin çeşitli Msefî mes^^^^^^^^tmak için kullanılabileceği kadar felsefî teori ve »rmelerle^^^^^^^Mİ^^ıclu^ İkincisi ise Türk düşünce tarihindeaki yaşantıdan koparak net kavramlarla örülen felsefi soytw ^
henüz geçil(e)memesi, kurulacak bir felsefî sistem ve söyleme kayr.» , cek düşünce, teori, önerme, kavram ve akıl yürütmelerin hiU şer rer«*^ içerisinde verilmesidir.
''Abdulhâk Hamid'de ölüm fikrini Makber'le başlatan Rtza îtvfİL (Platon) itibaren XX. yüzyılda H. Bergson'a kadar uzanan Homıâm de ortaya çıkan varlık-yokluk. Tanrı, kâinat, olum, ruh ve dünya gfe*
Bu ifadelerde geçen Abdülhak Hamid'in 'belli felsefî sistem sahibi filozof olmadığı ifadesi aslında hemen hemen bütün şair ve yazarlar için duşumMeb lir. Bu ifade, aslında temel problematiki 'varlık' olmasına karşılık bu varlık m 'ne'liğine ve 'bilgisi'ne dair düşünüşte. Varolandı bilgi nesnesi konumuna indirmeyen, üzerine düşünmeyen ve varlık hakkında akıl yürütmelere dayan mayan, bulduğu sonuçları da net kavramlarla örülen bir felsefî söylemi Içınd# ifadelendirmeyen düşünüşe gönderme yapar. Bu tarz düşüncelere, teori ve önermelere hemen hemen bütün edebî eserlerde tesadüf edilir. İşte bu nok tada bir edebî eserde teori, önerme ve düşüncelerin görülmesi, o esere felsefî bir nitelik yükle(ye)mez, o eseri felsefî bir eser konumuna yukselt(e)mez Bu eseri de kaleme alan yazara veya şaire de filozof den(e)mez, yazar ve şaire de filozof payesi ver(e)mez. Bir edebî eseri felsefî kabul etmek için önceki sayfa larda göstermeye çalıştığımız Sartre'ın Bulantı adlı romanında görüldüğü gibi, edebî eserin bünyesinde en azından felsefî bir düşünce sistemi, felsefî bir soy lem, akıl yürütmelerle 'varolan'ın ‘ne'liğinin veya bilgisinin tartışılması, bu bilgi ve konuların temaya dayalı olarak kavramlarla ifade edilmesi gereklidir Bu noktada felsefî açıdan, genel olarak bir edebî eserde özel olarak da romanda sergilenen teoriler, önermeler ve düşünceler içerisinde yer aldığı eseri veya romanı felsefî' boyuta yükselt(e)mez. önemli olan bunların felsefî akıl yürütmelerine' dayanıp dayanmadığı, metafiziğe ve irrasyonel alana kayıp kaymamaları, felsefî bir sistem kurup kurmadığı, felsefl bir sistem oluşturup oluştı^ madiği, kavramlarla örülen felsefî bir söyleme sahip olup olmadıklarıdır
örneğin Rıza Tevfık, Abdülhak Hamid ve Mülâhazât-ı felseftyesi, adlı eserinde Hamit'in eserlerindeki, çatışmaya, bırbıriyde zıt görüşlerine, ikili tona dikkat çekerek, şairin kalp' ile akıl' arasında sürekli bir çatışmayı yaşadtötna değinir. Hiç kuşkusuz bu çatışma birçok edebî eserin temasını teşkil etmesi
^ felsefî b\( düşünce örneği sergilemez. Ama Rıza Tevfik'in, Hjmit'i -diyalektik açıdan daha çok Eflatun'a" (Uçman 2006: 27) felsefî problemleri ele alışını bir kısım Yunan ve Romalı filo-^^TNtıriattığına değinmesi Abdülhak Hamit'In eserlerinde bir sistem ve ^^^halîfKİe görülmese bile felsefî düşüncelerin bulunduğuna dair kuvvetli l^^oUbıRr Rıza Tevfık, daha sonra felsefenin konuları arasında olan varlık, ^6lum, ruh ve kâinat gibi metafizik kavramların 'ne'liğine ait soru ve so-yamtlanmn Hamıt'in eserlerinin de akıl yürütmeleriyle yanıtlar aran-^^oertermın konusunu teşkil ettiğine değinerek 'ölüm' kavramına şairin, içinde farklı bir tarzda felsefî olarak yaklaştığını belirtir.
Uca Tevflk'e gore. Eflatun ve Aristo gibi bir kısım eski Yunan filozoflarıyla Bacon gibi YenK;ağ filozoflarının felsefî sistemlerinin esasını meydana getiren “hayret duygusu* “olum fikri" ve "inkılâbı-ı havadis" gibi belli başlı problemler, Abdülhak Hamid'in eserlerinin de esas konusunu oluşturmaktadır.
Tevfık. felsefe, din ve psikolojinin de esas meselelerinden birini teşkil eden "olum" konusu üzerinde Osmanlı âlim ve şairleri arasında Hamid kadar kafa yoran ve dağınık şekilde de olsa buna cevaplar arayan başka hiç kimsenin bulunmadığını iddia eder" (Uçman 2006: 28).
HİÇ kuşkusuz gerek dilde gerekse gerçeklik düzleminde 'varolan'ın, yaşanan gerçekliğin 'ne'liğine, başlangıcına ve sonuna dair metafizik soru(n)lara cfviplır arama felsefenin konusu olabildiği gibi genelde edebî özelde ise romanın veya şiirin konusu da olabilir. Bu durum edebî eseri felsefî boyuta taşımadığı gibi ona felsefilik özelliği yükle(ye)mez. Felsefe metafizik so-nünHara yanıtlar ararken bu soru(n)ları akıl yürütmeleriyle, akla hitap edecek tarzda ele alır. Yoksa metafizik kavramları inanç düzeyine taşımaz ve inanç boyutunda tartışmaz. Hâlbuki edebî eser, gerek 'varolan'ı gerekse 'ruh' gibi vb. kavramlan tem olarak işlerken felsefenin yaptığı gibi bu kavramların ve \«roUn ın ne ne'liğini araştırır ne de bu kavramları ve 'varolan'ı bilgi nesnesi hikne getirerek üzerinde düşünür. Genelde edebî eser özelde ise roman, metafizik soru(n)lara ve 'varolan ın 'ne'liğine dair bilgiye yaşantı içerisinde ulaşmaya çalışır.
Abdülhak Hamit, mevcut döneminde yerleşik değerlerden dolayı pek çok şair ve yazarın kaçındığı felsefî problemler ve soru(n)lar üzerine büyük bir ısrar ve cesaretle gider. Bunu yaparken de filozof ve felsefeciler gibi bütün bir felsefî sistem ve söylem kurmak yerine sadece problem edindiklerinin üzerinde dunmayı tercih eder. İşte bu noktada bir felsefî söylemi ve sistemi ortaya koy-fnak isteyen felsefî eser ile aynı felsefî düşünceleri işleyen edebî eser arasındaki önemli bir fark belirir. Genelde edebî eser özelde ise roman bir felsefî söylem ve sistemi kurmak endişesi taşımaz sadece şair ve yazar açısından problem teşkil eden bazı felsefî-soru(n)lara fragmatikal olarak değinmekle yetinirken felsefî eser ^^Bjfcpfun kuracağı felsefî
Abdülhak Hamit'in de eserierınde felsefl öu}unctim, < ler kavramlarla örülen bir felsefi söylem ve sistem bytyrv fragmatikal olarak metaforik, sembolik bir d(l ve imgesel be >
lür. Şairin felsefî olarak tartışmak istediği metafizik kjvrarflU^ ^ tır. Abdülhak Hamit 'İslam Tasavufuyla doğrudan doğruya he*f.,r bulunmadığı halde, o, kâinatın 'Allah'tan sadır olup ymc O'm ear» söylemekle, batılı Pantheistlere, yani bîzdekı Vahdet-ı Vucutcubn* (Uçman 2006: 28). Hamid, diğer bir metafizik kavram olan ruh» ma^ konusunda ise 'ruhu 'müntakil' yanı 'başka varkkJara geçmiş be hater y rerek 'batıdaki animisme' (Uçman 2006.28) anlayışını hatırlate
'Abdülhak Hamtdl, ruhun varlığını kabul ettiği için. Kuhıyyun m«Ihİİm mensup bir Cartesien (yani Descartes takipçisi). yeryuBmdrtl Mna» ,• adaletsizliğe isyan ettiği için de aklen ve itikat itibariyle bedbm mm mından Opportuniste (yani zevk-perest) kabul eden Roa Tevflk embıie nüyle daha çok Schopenhauer'a yaklaştınr Abdülhak Hamıdac ympm lam felsefesindeki Cüz'i iradeyi reddeden ve her şeyi kaderm savunan Cebriye anlayışını hatırlatan bazı fikirlere rastlansa da, hıdar ı inkâr çizgisinin ötesine geçmeyen şair, tehlikeli inkâr uçurumlannm he kadar gelir, ancak buradan 'hayret duygusu' ile kurtulmayı bilir* (IKm* 2006: 28 29).
Bu ifadelerde de görüldüğü gibi Abdulak Hamit'in eserlerindeki teorHcr. düşünceler ve akıl yürütmeler felsefi bir sistem ve söylem oluşturacak bütünlükte değil daha çok fragmatikaldir. Bu nedenle Hamit'in şiirinde yansıttğı düşünceler bir felsefi ekole mensup değil birden çok felsefi ekolun düşüncele nni hatırlatır niteliktedir. Burada 'hatırlatır' ibaresini kullanmamızın sebebi ise aslında Hamit'in şiirlerindeki düşüncelerin felsefî bir sistemi kuracak bütünlük te görünmemesi ve net kavramlarla örülen bir felsefi söyleme sahip olmama sidir.
Abdülhak hiamit'in şiiıiennde kâinatın Tann'dan sadır olup yine O'na döneceğini fMulnin Pantheistler'in fikirlerine benzetilmesi ve Pantheisfler'm fikir-leTwwt de Vahdet-i Vücutçuların' fikirleriyle eşdeğer sayılması aslında fehet söylemin OzeHıkiermm btr kısmını goz ardı etmek anlamına gelir Felsefi söylem ve felsefenin yuzu Varolan' ve 'metafizik soru(n)lara donuktur, çuniuı felsefe kousunu Varolandan ve metafiziğin soru(nHannaan akr. Felsefe Varolan eı rvetığıoı ve 'bdinmez alan'en tamamen akd yürütmeleriyle açıkta-maya çalışa. soylemMe kavramsal olarak akim kabul edebileceği düzeyde sunmaya çaiışe Bu noktada felsefe ve felsefi sistem ve soySem, aklın untriann aşan kabı dere. Popper'm ilkesi gereği yankşJanmeye açemayan teorılera kaoh tannı kapar Bu noktada lebefenm ve felsefi soyfemın konusunun smelam Wttt9enstem. Traetatus ta 'ne hakkmia konuş tdamıym sa orada susm^' önermesiyle çok net bir şekıkSe ortaya koyar fabmfmntn bu tavnrsa *rarıı*t^ det-i VOcuT teorisi He varotan'm netiği ve bbguı noktasında akıl,___ırfnıai,^tesettür sundu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder