tesettür ve felsefi bilgi

tesettür ve felsefi bilgi

 sizlere bugün tesettür diyorki noktada bir göstergenin gönderimde bulunduğu nesnelerin asimdi
yokluğunun bir önemi kalmamıştır; çünkü dil burada nesnelerin ^ ken, nesneye gönderimde bulunmak yerine, kendini nesnenin yermt Uu Bu ise aslında bir eğretilemedir.
Bu nedenle eğer birisi Roguentin'e Varoluş'un ne anlama geldığırs sorim Roguentin 'özlerini değişime uğratmadan', tıpkı dil göstergesi gıb 'nemim dıştan eklenen boş bir biçim' olduğunu söylemek ister. Çunku Husser^ ^ menolojisinin yönelimsellik ilkesine göre 'kendinde şey' 'kendinde varlık oı itibarıyla aslında bir yok oluş, bir şey ifade etmeyiştir Kendinde şey' kendınd# varlık'ı vareden öznenin bilincinin bu varlıklara anlam yüklemesidir

Bu nedenle Roguentin, Varoluş'un 'kendinde varlık' olan Varolan a dı^n dan eklemlendiğini düşünür. Bu eklemleme işini ise 'bilinç' yapar Çunku bı-linç'te, anlamlandırılan Varlık' ile 'gerçeklik düzleminde bulunan kendinde varlık' aynı 'varlık' değildir. Bu noktada varoluş 'varolan a eklemlenmiş du-rumdadır. Çünkü Husserl fenomenolojisinin yönelimsellik ilkesine göre bılmç 'kendinde varlık'a yönelimsel olarak yaklaşır ve bilinç bir 'şey'ın bilinci konumuna geçer. Bu da 'varoluş'un 'kendinde varlık'a bilinç tarafından eklemendiğinin açıkça göstergesidir. Bu noktada 'varoluş u anlama ve 'varoluş'un 'ne'liğine dair anlama ulaşma Roguentin için transandantal bir görünüm alırken onun ulaştığı bilgi de apriori görünümünde olur. Varoluş hakkındaki bu apriori görünümündeki bilgi, romanda "sonra, birden ortaya çıkmış, belirivermişti işte; apaçıktı, varoluş, kendini açığa vuruvermışti, zaran dokunmayan soyut bir kategori havasını kaybetmişti; nesnelerin hamuruydu o, şu kök varoluştan yoğrulmuştu" ifadeleriyle ortaya konur (Sartre 2010: 189).
Sartre'ın 'varoluş'u bu tarz açığa çıkan bir 'varlık' konumunda gösterme çabası, 'varoluş'un soyut bir kategori havasını kaybettiğini belirtmesi, nesnelerin hamuru olarak nitelemesi yine çok etkilendiği Husserl fenomenoiojisinden dolayıdır. Çünkü Husserl fenomenolojisi 'nesnelerin asıllarına don' önermesi gereği transandantal alanı ve bu alandan elde edildiği apriori bilgiyi felsefi söylemlerinden uzak tutmak ister. Bu nedenle Sartre yukarıda değinildiği gibi "apriori olarak yaşamın anlamı" olmadığı önermesini iteri sürer. Benzer şekilde Heidegger de varlık'ın dilde ifşa olduğunu ileri sürmesi varlık'ı herhangi tnr transandantal algılamadan ve bu algılama sonrasında ortaya çıkacak olan apriori bilgiden uzarlaştırmak, kurtarmak istemesinden kaynaklanır Yine Lacan'ın da söylemin büyük başkası nın söylemi olduğunu işaret etmesi ve bir söylemin sahibi olmayan Büyük Başkası, bir söyleme ihtiyaç yadan biri aracılığıyla konuşanın dili olduğunu .varsaymai *120) ve 'büyük başkası nı 'bilinçdışı' olarak ortaya koyması, j
I ratsjncUntiİ algıyı v« bu alçıda elde edilen a prori bilgiden niyetmclen kaynaklanır. Bu noktada Sartre ve Heidegger felsefi 2^^ii$temlennde Lacan da psikanalizim kuramında Husserl fenomeno-ben» bir şekilde nenelerin gerçekliğine dönmek için' tran-^am ve bu alana ait olan apriori bilgiyi söylemlerinin parantezine
İPŞMinin. buUntı nöbetlerinde kendinden önce hazır dil ve bu dilin ta-piı| iığit yvgı^ ^ ar>lamlany1a sunulan Varolan' üzerine düşün(e)mez. İl mMİ Saussure'nin de ortaya koyduğu gibi dil göstergeleri bir işitim laM ve bir kavramdan oluşur. Kavramlar ise varolan tümel kullanımlardır, liiıı^ıete gerçeklik duzlemirxJe bu tümellerin direkt karşılığı yoktur ve kav-gırçtkhk düzlemine gönderimde bulunmazlar. Aslında kullanılan kav-ı^^ffçfkfıkdûzlemmde bir Varolan'ı göstermediği gibi bir gerçeklik düzle-Varolan' da kavrama tam karşılık gel(e)mez. Bu nedenle Roguentin, nöbedermde kavramlarla Varolan ın kesinlikle özdeşleşmediğini dulu noktada Roguentin, Varolan'ın gerçek ne'liği olan Varoluşu'nu IHeuelmez: çünkü Varoluş un keşfi ve kavranılması sezgiyle duyumsanır. İBQuMn ıçm bu sezginin de en fazla yoğunlaştığı dönem bulantı' nöbetle-ı«lr Mantı nöbetleri sadece Varolan'a ait dil ve dilin taşıdığı 'kendinde şey' lunAnde varkk uzerirKİeki değer ve anlamları paranteze almaz, aynı zamanlı loguentm bu nöbetlerde Varolan' İçinde sonsuz değişmelere açık dinamik toml oknayan bîr doğa yapısıyla da karşılaşır. Bulantı nöbetlerinde kooyentmîn duyumsadığı bir diğer durum gerçeklik düzleminin Varolan'la Mu olmasıdır Roguentin e göre doğayı dolduran her ‘şe/ eylem halindedir;
bir şey yoktun her şey. hatta en belirsiz bir irkiliş bile eylem ile uvokıştin yapılmışttr.
^vkmek. dunyanm çehresini değiştirmektir, bir amaç doğrultusunda araçlara sahip olmaktır aletse! bir bütünlük üretmektir ve bu bütünlük bir dizi zin-oHtmş ve bağlantı aracılığıyla o şekilde düzenlenmiştir ki zincirin halkala-nndan bmnde yapılacak değişiklik butun dizide değişikliklere yol açar ve sonunda or^gorulen bir sonucu doğurur* (Sartre 2009: S51).
bulantı nobetlenfXİe Roguentin Varolan'ın kendinde-varlık olduğunu du^Mnsar. Varolan ın gerçek ‘ne'liğlne ait olan 'kendinde-varlık' özne nin k» tûHu anlam ve değer yargısından annmış halidir Bu nedenle özne'nm, ve anlamlanyla da Varolan ın gerçek ne'likleri tanımlan(a)maz; çMu IterKİırKİe-olan sadece kendındedir. özne onu anlamaya çalışsa da •h^ijmaz: çünkü 1i£{^ınde varlık anlaşılmak için bir eylemde bulunmaz ve Mmacak durun
iki temel varlık kategorisi ya da turu ayırt et-Bunlanr^ birincisi kendinde diye adlandırdığı kate-maddi olan dı. maddesellıkti. İkincisi de kendist-bıltr^çtı; her yönüyle canlı ve somut bireydi
İki varlık turu sürekli olarak çatışma halindeydi Kendısi ıçın lucHi nim, bir oluş, bir olumsuzlama ve hiçleme sureci içinde kendm» daha önce belirlenmiş bir öze göre varolmuyordu, kendisini nt oluyordu" (Hilav 2008: 22S). '
Roquentin, 'bulantı' nöbetlerinde 'varoluş'un nedenlerle açıklanmayac^ transanantal görünümünde bir durum olduğunu duyumsar; çunku nederîçf ve açıklamalar, 'bilinç'in, dil ve dilin taşıdığı kültürel, tarihsel ve tophrr^^ anlam ve değerlerle kurulan gerçeklik düzleminin sınıflandırmalarına aittir
"Anlamaya ulaştıracak araçlardan yoksun olduğumu sıkıntı içinde hıssetm»? tim. Elimde böyle bir tek araç yoktu. Ama o buradaydı, bekliyordu, bir bakı^, andırıyordu. Burada, atkestanesinin gövdesi üzerindeydi... atkestanesK^ff kendisiydi. Nesneler, yarı yolda duraklayan, kendilerini ve düşünmek lerini unutan, öylece kalıveren, kendilerini aşan bir anlamcıkla bir oyanabv bu yana giden düşüncelerdi sanki. Bu anlamcık canımı sıkıyordu, onu kavn yordum, kapıya abanmış durumda yüz yıl kalsam sonuç değişmeyecekti varoluşla ilgili olarak edinebileceğim bütün bilgiyi öğrenmiştim (Sartre 2010: 201).
İşte bu noktada Sartre varoluşun nedenlerini, amaçlarını, anlamlı olup olmadığını, sınırlarının nereye kadar gittiği ve nereleri kapsadığının yine bilinç'in kurguladığı gerçeklik düzleminde bilin(e)meyeceğini düşünür Sartre Varoluşun' rasyonel nedenlerini gerçeklik düzleminde açıkla(ya)maz ve gör(e)mez. Bu nedenle Roguentin dünyada olmak için bir nedene sahip olduğunu düşünmez. Ona göre gerçeklik düzleminde 'varolan', dil ve dilin taşıdığı kültürel, tarihsel ve toplumsal anlam ve değerlerle kurgusal olduğundan karışık ve belirsizdir. Ayrıca her varolan da kendini başkalarının karşısında kendi asıl 'ne'liğinden fazla olduğunu duyumsatmaktadır. Hiç kuşkusuz Varoluş', varoluş a yönelene, mevcut bulunana, 'varolan'a göre daha fazladır; çünkü varoluş un aynı zamanda 'kendinde şey'e, 'kendinde varlık'a oranla bir fazlalık olduğu yönündeki duyumsamasını Roguentin "renkler tatlar kokular hiçbir zaman gerçek değildi, hiçbir zaman kendileri olarak kalmıyorlardı. En yalın niteliğin bile, kendinde, kendisi bakımından ta içinde bir fazlalık vardı" (Sartre 2010. 194) ifadeleriyle ortaya koyar. Bu noktada 'bulantı' nöbetleri aracılığıyla 'varoluşun'un 'ne'liğine dair önemli bilgiler ve duyumlar elde eden Roguentin, intihan bile düşünür, fakat "gereksiz varoluşlardan hiç olmazsa birini ortadan kaldırmak için canıma kıymayı düşünür gibi oluyordum. Ama ölümüm bile fazlalık olacaktı." (Sartre 2010: 191) ifadeleriyle ölümünün bile fazlalık olduğunu duyumsayarak bundan vazgeçer. Yaşam ile ölüm arasındaki sınırın kaldırılması veya ölüm ile yaşam arasındaki tercihlerin rasyonel nedenlere dayandı-rılmaması Roguentin'i 'absürt' bir düşünceye götürür. Fak^^^^bsürt' düşünce sadece ölüm noktasında görülmez. Olumun bu şekü^^T^j^^s^^^^ ‘absürt'ün nasıl ortaya çıktığının bir örneğidir. Aslında anlamın kaynağı olan özne nin 'varolan ın gerçek ne liğır sadece Varolan’ı adlarla yüzeysel olarak adlandırması, bu^
oiıraik UbU ftmesincJen kaynaManır Roquentın> göt9 rıcMMİi 4o^fn%M(ts<kr çtinkü Rogue^ntıo. >^yler üzerine şey , ^ VtfidMe vart*k ‘kendir>de şev oimadan sadece kavramlarla x*e
tey^ef üzednde şev-lerle birlikte sözcuksuz olarak düşünme #ıf CVS ' askndı lacan ın işaret ettiği çıbı \arolan‘ı algılama huşunda bir M arava soyfnadan dola>^m<^iz bir algılamaya yeltenmesi durumudur \\\ dufK>ktaöa absurt aslında germeklik düzleminde dil ve dilin an^ ve de^er yargtlafiyia Varolan lar karşısında gerçek ne lığe ait la Jurveckj» Absuft, Varolan ı anlamlarxJıran ve kendini keşfeden özne'r>in dyıîlemfKİe dİ ve dilin taşıdığı değer yargılan ve anlamlarla varolan' isşamrİB ybnekiğı bir duyumsamadır. Bu noktada kendi için varlık ı weMa açiv) vadık ı absurt düşünceye iten anlamın kaynağı olan kendinin ünetdıvbikrK ırt d*l ve dilin taşıdığı kültürel, tanhsel ve toplumsal değer I ve anlamlarla yanılsamaa olarak kurulan varolan ı bir gerçeklik olarak ^ gerçeklik düzlemindeki varolan ın gerçek 'ne lığinı duyum . gürlenmemek ve algılavya>mamak anlamına gelmektedir Bu nokta il ACMt *asirtda muzrkal bağlamda armoniden yoksun' demektir Bu yüz-jee ssCnAte brr kural ya da r>edene bağlı olarak uyumdan yoksun, uyuşmaz, M vMkm oimaşerv mantıksız olarak tanımlanır* (Esslın 1999: 25), Absurt kav ’taü vesgm olarak saçma anlamır>da kullanılır. Absurt tiyatronun önemli üliriinncian bat olan lonesco ise absurt u bir psişik hal olarak kabul edip bu İi#urwJa tvr msan Içtn ‘amacı olmayandır. Dinsel, metafizik ve deney ötesi ks.>pmuş bir kavıptır. onun butun eylemleri anlamsızadır tanımla-mmm ytpar (Isslm 1999. 2$). Bu r>oktada absurt'u ortaya çıkaran durum fsje ie gerçeklik düzlemi ve bu duzlerrvdekı dil ve ditin taşıdığı değer yargıla 1 ve anlamlarla kurgularvTuş varolan ilişkisinden doğar; çunku insanın vımiın ıiarştsarKİakı bekientılen ile Varolan m bu beklentileri karşılayamama-m ieeviR yaladığı hayatm kencN isteğine göre kurulmadığı sonucunu ortaya riam iu rvoktada msan tstemedığır^ı yaşadığı için başlangıçtan itibaren vircün karştsmda absurt bir duyumsamaya itilir Bu hususta Husserl feno-<nweiegunm ydnelanseHık ılkesiı>e göre bilinç bir şeyin bilinci yse, sadecf %mdKide şey kerxi^e varlık deği aynı zamanda gerçeklik duzIfNnınde dlf ve dhfi taşK^ kulnjrel. toplumsal ve tanhsel değer yargılan ve anlamlar!^ ^mâm varolan da I mm oimaditça. de
açısifxian arslamsız olur. Çunku *dunyanın bittrK:ırW ımkinlanm istikametinde genişlemedikçe on| ve ddaytsıyla dünyayı ımkAnlarıma göre a|l her şey zuhanden haline gelir, benim içil
TÜRK ROMANINDA FFl S( Fi AÇlUMl AR
İsem onu inşaat malzemesi olarak, düşman ordusunca kovsUmıyry,^ savunma aracı olarak, zirveye çıkmaya çalışan bir dağcı isem Michelangelo isem yontulacak bir mermer olarak yorumlanm, tapıp Muhayyilem kayayı bir araç olarak görür. Bu yüzden dünyadaki olursa olsun dünyadaki (dünya yolumun üzerindeki kayadır) şeylan berurr ^ imkân olarak yorumlarım. Fakat eğer bir şekilde dünyaya ait değflıam nm nesnelerini yalnızca sembolize ederek anlamlandırabılırım lu ''asli/birincil red'dir* (Kearney 2010-c: 314). Burada bahsi geçen şehide b*R0 bir tavır yoksa absürt bir durumdan bahsedilebilir. Böylelikle 'varolan ı yışta absürt durum ortadan kalkacaktır Fakat dil ve dilin taşıdığı tanhıd kaF türel ve toplumsal değer ve anlamlarla kurgulanan 'varolan' karşısında Jbsur dü keşfetmek aynı zamanda bir farkındalıktır, çunku gerçeğe ulaşmanın yOrv temi olan absürtü kabul etmemek bireyin hem kendini hem de Varolann reddi anlamına geleceğinden insanın bu gerçeği-absurdu kabul etmemev absürt bir durumdur.
Roguentin, 'Bulantı'nın ilerleyen sayfalarında başlangıçta bir nöbet olarık maruz kaldığı 'bulantı'ları artık anlamaya, ona sahip olmaya başlamıştır Roguentin artık 'bulantı'y*/ Varoluş', gerçek 'ne'lik ve 'kendisi İçin varlık nokta-sında anlamaya başlamıştır.
"Olağanüstü bir andı bu. Hareketsiz ve donmuş, korkunç bir kendinden çeç meye kapılmış halde şuradaydım. Ama bu kendinden geçişin tam ıçındt. yepyeni bir şey beliriyordu. Bulantı'yı arıtıyor, onu elime geçiriyordum At lında buluşlarımı söz haline getiremiyordum. Ama şu anda onları fözojh ha* line getirmenin kolay olacağını sanıyorum. Butun bunların ozu oiumsjUıktif Yani varoluş, zorunluluk değildir demek istiyorum. Var olmak yalnızca bu rada olmaktır sadece, var olanlar ortaya çıkarlar, onlara rastlanabilir, ama hiçbir zaman çıkarsayamayız onları. Bunu anlamış kimselerin olduğunu sa-nıyorum. Ama onlar, kendi kendinin nedeni olan zorunlu bir varlık uyöura rak bu olumsallığı aşmaya çalışmışlardı. Oysa hiçbir zorunlu varlık varokişu açıklayamaz. Çünkü olumsallık bir sahte görünüş, ortadan kaldırılabıtecek bir gorunuş değildir; mutlak olanın kendisidir, bu yüzden yetkin bir temel sizliktir. Şu bahçe, bu kent ve ben kendim, her şey temelsiz ve nedensizde Bunun farkına vadığtnız zaman yüreğiniz bulantr, geçen akşam Rendezvout des Chemintos'da olduğu gibi her şey sallanmaya başlar Bulantı budar «te' (Sartre 2010. 195).
Bu ifadelerde varoluşun zorunlu olmadığı ama olumsallığa ait bir değer ta şıdığı ısrarla belirtilmiştir. İşte bu noktada varoluş, zorunluluk varolmak, yalnızca burada olmaktır. Bazen özneler zon nedeni olan zorunlu bir varlık icat ederek bu olumsallı kat hiçbir zorunlu varlık, varoluşu aşamaz: hatta oluı
ortadan kaldırılabilir bir görünüş değildir Bu noktada olar>dır. bu nedenle de mükemmel bir temeHıziıktır. nedenle ‘varoluş* her duruma, her olasılığa açıktır
değfk^, 'dİ kendinin- tesettür sundu..

tesettür : tesettür

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder